
Gurbette olma hali insanı melankolik hislere sürükler bazen. Kuzey coğraflarının zaman ve ışık algısının şakülünü kaçırtan mavi-lacivert yaz gecelerinde saate inat erkenden aydınlanan -aslında hiç kararmayan- gökyüzüne bakıp, Samanyolu'nun altında kaybolduğum karpuz ve çiğdem kokan İzmir gecelerini hatırlıyorum mütemadiyen. Böyle anlarda tanıdık bir ses olsun yanımda istiyorum, ama fasıl, arabesk ve klasik Türk müziği namelerinden başka bir şey bulamıyorum çekiç-örs-üzengi kemiklerimi titreten. Bir teselli arıyorum kendi yaptığım tercihlerin belirsiz sonuçlarına bakarken...
Geçenlerde Orhan Gencebay'ın bir şarkısı aklıma geldi şakülümün böylesine kaçık olduğu bir anda. "Bir gün içki dolu vücudum musalla taşına konduğunda..." diye başlıyordu parça Orhan Baba'nın vakur ama gururlu konuşma sesiyle. Kendi mutsuzluğunun ve günahkarlığının farkında olma hali... Hata yapmadan normal olunamayacağının bilincinde olma hali... Yine de af dilemeye sonsuza kadar hakkı olduğunu bilme hali... Yani "insanlığını" hücrelerinde hissetme hali...
Bu düşüncelere gark olmuşken, yaklaşık bir sene kadar önce Nurdan Gürbilek'in Vitrinde Yaşamak adlı kitabında okuduğum bir makale sebebiyle (fazlasıyla) gaza gelip, Orhan Gencebay hakkında yazdığım bir yazıyı hatırladım. Ermişlik ve aşmışlık halinin en kallavi, en oturaklı, en mütevazi örneği olduğu için Orhan Baba'ya selamımı çakıyorum bu yazıyla...
----------------------------------------------------------------------------
"Yüce duyguların insanı, kaybolan değerlerin Don Kişot'u, mazinin en taş şövalyesi... Biricik hayat arkadaşının üstüne titreyen beyaz atlı bir prens, yani çocuğunun annesinin topuğuna kurşun sıktıran bir imajın anti-tezi... Taşralaşmamış bir mazinin şehirli ama halktan sesi...
Kaderci karakterine rağmen hayata kibarca isyan etmiştir hep Orhan Gencebay. Şarkılarının temelindeki isyan, toplum içindeki konumundan (sosyal sınıf, statütü,...vs) kopmak yerine, sahip olduğunun kıymetini bilip, bunların kalitesini yükseltmeye çalışan, kadirşinas ve gözü tok insanların değişme isteklerinin müzikal tercümesi olmuştur hep. Ancak bu değişim isteği, "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" kılıklı bir felsefeyi asla benimsememiş, aksine toplumdaki aksaklıkları öne çıkartıp, belli prensipler çerçevesinde sınırlanmış bir evrimi amaçlayan, 'onlar gibi olmak'tansa 'onlarla eşit olmayı' isteyen bir isyanın içinde büyüyüp serpilmiştir. Bu yüzden, fakir ama yine de mutlu olabilen insanların 'zenginler gibi olmak' değil, 'zenginlerle eşit olmak' isteklerinin denizfeneri olmuş, 1970'lerin sol umudunu hala yaşattığı isyankar ortamında parlamıştır Orhan Gencebay.
Halka benzemeyen, ama halk için varolan bir müzik aydınıdır o. Halkın içine dışardan karışan, eğitimli, görgülü ve "şehirli" olmasına rağmen halk adamı olmayı başarabilmiş ideal kurtarıcı tipi sayesinde, dönemin sol hareketinin ruhu ile eklemlenmiştir Orhan Baba'nın varlığı. 1980'lere gelindiğinde ise şövalye, imparatora yenik düşmüştür malesef. Ama yine de ne yolundan şaşmış ne de tarzından ödün vermiştir. 80'lere gelindiğinde değişen, toplumun kendisi olmuştur aslında. 1970'lerin alevli halkına 1980'lere gelindiğinde zenginlerle eşit olmak yetmemiş, zenginin kendisi olmak dart tahtasının göbekteki halkası haline gelmiştir çoktan. Bir zamanlar işten attılan fakir ama gururlu genç, onurunu kurtardıktan sonra eski patronunun karşısına çıkıp, 'yıkılmadım, ayaktayım' diyerek intikam almak yerine, zengin olup fabrikayı almayı tercih etmeye başlamıştır. Gücün para olduğu bir sistemde, onur ve gurur ancak enayilerin önem verdiği, kaybetmeye mahkum görülen bir ideolojinin hayaletleri haline gelince, Orhan Baba'ya da kılıcını kayaya saplayıp, halkın arasından çekilmek düşmüştür.
İmparator İbrahim Tatlıses ise halk adamı değil, aslında halkın ta kendisidir. Toplumun hayal aynasını, imparator elinde tutmaktadır artık. Fakir, eğitimsiz, umutsuz ama gururlu insan bu durumuna isyan edip, sistemi sarsmak yerine, sistemin açtığı çeşitli yollara saparak şansını denemeye karar vermiştir çoktan. Hatta sistem bu açıdan yetersiz kalırsa, 1980'lerin altı baskı dolgulu üstü özgürlük kaplı ortamında, sistem içinde ne patikalar oluşturulmuş, ne yollar yapılmış, ne otobanlar açılmıştır kim bilir... Çünkü artık isyan değil, işini bilme halidir yaşama şansı veren. Bu yüzden halk, saygı gösterilen Orhan Baba'sından vazgeçmiş, önünde boyun eğilen güce sahip bir imparatoru tercih etmiştir. Üstelik sıradan insanın, müzikte devrim yaratan, çalışkan bir Orhan Baba olma şansı belki çok azdır, ama bir İbrahim Tatlıses gibi güçlü ve zengin olma olasılığı biraz kafası çalışıyorsa, hükmetmekten anlıyorsa ve işini biliyorsa çok daha fazladır. Üstelik o kadar nota öğrenmekle, bağlama çalmakla, müzikte çığır açmakla kim uğraşır ki şimdi...
Bu yüzden Orhan Gencebay'ın biraz kalbi kırıktır tahminim... Bu yüzden kılıcını kayaya saplayıp uzaktaki şatosuna çekilmiştir şövalye. Ama hala saygılıdır, hala kibardır ve hala isyankardır. Bu değersizliğin ortasında bir değerler abidesine dönüşerek sürdürmektedir isyanını. Severiz kendisini, saygımız sonsuz..."
No comments:
Post a Comment