Thursday, December 14, 2006

Sigur Ros


Gök 7 katsa eğer, bunlar göğe kaçak kat çıkmış bir gruptur kanaatimce.

Göğün yedi buçuğuncu katında ikamet ederler ve bu katta yer alan gizli geçitten bizi geçirerek(burda "Being John Malkovich"e inceden dokunduruyorum) varoluş ile yokoluş arasında yer alan, maddi tüm kaygı ve algılardan arınmış farklı bir boyuta ruhu ışınlarlar. Müzikleri huzur, uyku, sakinlik, İskandinav fyordu dinginliği, koyun yoğurdu bezginliği, intihar öncesi arka fon müziği etkisi falan yaşatmaz. Müziklerine ille bir tat, doku ya da efekt eklenecekse ve bunun grubun İskandinav genleri ile alakası olması gerekiyorsa, yaptıkları müziğe dair en uygun pastoral tanım dev buzul dağlarından kopan parçaların denize düştüğü an olabilir bence. Algılarımızın dışındaki bir soğukta bile erimeyi başarıp, ıssızlığın sessizliğini coşkulu ve ürkütücü bir çatırtıyla bölen bir kütlenin, geldiği yere yani suya karıştığı an...

Sakin ritmleri aniden yaran ürpertici sertlikte gitar riffleri, vokalin uyku-öncesi-masal-anlatan-melek tonundan, hüzünle-ağlayan-kaybeden tonuna keskin geçişi ambale edici.Roskilde 2006'da bu ermiş kuzeylileri canlı izleme şansına erişerek yarattıkları atmosferi, sağımda solumda sessizce ağlayan İskandinavların gözyaşlarında gözlemleme imkanı buldum. Kusursuz müziklerine şahane yedirdikleri ışık efektleri ve çarpıcı görselleri ile beni benden, izleyen herkesi de dünyadan alan bir performans sergilediler. Konser sonunda 90 derecelik açı yapan tüylerimiz, gözlerimizde düşüp düşmemek konusunda kararsız gözyaşları, alkışlamaktan kızaran ellerimiz ve boyutlar arası transferin etkisiyle nerede olduğunu şaşıran bilinçsiz algımızla kalakaldık.

Sigur Ros = Ruhi ışınlama makinası (İzlandaca)

Ms John Soda

Gece yarısından sonraki zaman dilimleri... Kuzey enlemlerinde yaz günleri, hava zifirden nasibini alamıyor... Roskilde 2006'da ben, bizzat ve kendim geziyoruz. Çadır ortaklarımın ikisini Tool'a kaptırmışım. Mütevazi bir sahnede, kendi halinde bir seyirciye tıngırtadan, balık etli, gitar tutan elli bir hatuna denk geliyorum. Yanında da sabahki performansına şahit olduğum Alman abimiz... Yapışıp kalıyorum.

Ms. John Soda;

The Notwist ve Tied and Tickled Trio'dan Micha Acher'in (kendisi projeye doymak bilmeyen, deneysel bir müzik bilimadamı maşallah) ve Couch'tan Stephanie Böhn'ün gaz yapmayan limonlu füzyon sodası kıvamlı, ferahlatan grupları... Stephanie Böhn'ün çömez ilkokul öğretmeni imajlı mütevazi haline pek yakışan melankolik sesinin, çekingen ve utangaç gitar tutuşunun, her şarkı bitişinden sonra melül melül bakarak, utana sıkıla ettiği teşekkürlerin sempatikliğini, yine mütevazi, fakat oturaklı bir ağır abi duruşuyla dengeleyen Micha Acher, "dans mı etsem, yerimde mi salınsam, yoksa beyin kıvrımlarım arasında aerobik mi yapsam?" çıkmazlarına sürüklüyor şahsımı.

Sıkılmaktan sıkılmak...

İçim kurudu be! Kuruluk kaşıntı yaptı, rahatsızım...

Bu koşturmaca, bu "n'olcam ben?" halleri, bitmeyen bir hoşnutsuzluk, sıkıntının lüks olduğunun bilincinde olma haline rağmen mengene ile sıkıştırılan beyin salatası ziyafetleri...

Şimdi hazırdan yiyeceğim ve ruhumun orgazmik lezzet kombinasyonu olan müzik ve yazıyı harmanladığım geçmiş zaman gözlemlerimi ve nacizhane yorumlarımı buraya aktaracağım.

Maksat, "birşey yapmış olma" hissine yakın temasta bulunmak ve Kuzey enlemlerinde kulağıma yaptığım pas silme operasyonlarının takım raporlarını tutmak...