Tuesday, February 06, 2007

Kereviz



Bir insan... Kerevize benziyor. Ama bitkisel hayatta değil asla. Bitkisel hayattaki çoğunluğu budayan bir bahçıvan daha çok.

Beyin... Fonksiyonel olarak sendekinin bendekinin aynısı, ama onunkinin kullanma kılavuzu varmış, bendeki daha çok kıllanma kılavuzuyken...

"three passions have governed my life:

the longings for love, the search for knowledge,and unbearable pity for the suffering of [humankind].

love brings ecstasy and relieves loneliness.

in the union of love i have seen

in a mystic miniature the prefiguring vision

of the heavens that saints and poets have imagined.

with equal passion i have sought knowledge.

i have wished to understand the hearts of [people].

i have wished to know why the stars shine.

love and knowledge led upwards to the heavens,

but always pity brought me back to earth;

cries of pain reverberated in my heartof children in famine, of victims tortured

and of old people left helpless.

i long to alleviate the evil, but i cannot,and i too suffer.

this has been my life; i found it worth living."

Bertrand Russell

Monday, February 05, 2007

Kes be Velazques!


Ey varlığı şüpheli okur,

Bir iç monolog okumak üzeresin.

Belki bunu okuyan da bir tek benim zaten. Yazan kişi bensem ve ekrandan okuyana sesleniyorsam, ama bunu okumak için ekrana bakan olası tek varlık da zaten şahsımsa, kendi içine sarmal olan yazınsal kaçışlarla kimi kimden kaçırıyorum ey okur?!

Büyük resammış Velazques...

Bu geliş gidişler bir garip. Sanki hiç gitmemişim gibi, ama bir yandan da hiç gelmemişim gibi. Ortada bir yerde takıldım kaldım muhtemelen. Sanki İç Batı Anadolu Eşiği'ndeyim ben. Ne Ege'de ne İç Anadolu'da... Uykuyla yıkanmış gözleriyle sabahın dördünde camekanın önüne geçip, "cevizli mi, kaymaklı mı" sorunsalında kendini yitirenlere lokum satan bir konaklama tesisiyim aslında.

Ben olsam çifte kavrulmuş antep fıstıklı alırdım. Ama bir şey demiyorum.

Yine gece... Bir şarkı dinledim az önce, "hayat, dedikleri kadar kısaysa eğer, bu geceler niye bu kadar uzun oluyor be?!" diyordu. (Merak edene referans, kendime de unutmaya karşı formüllü ek not: M. Ward)

Üzerimde pazen bir gecelik var. Annemin bir akrabası bana yapmış ben bu koordinatlarda değilken. Beyaz üstüne minik çiçekli. Sümerbank dokuması herhalde. Kolları dirseklerimde, eteği dizlerimin altında bitiyor.

Onun üstüne de gri bir hırka geçirdim, ev soğuk. Hırka taa liseden kalma, üstündeki yün topaklarını koparıyorum arada bir, ellerim yazmayı bırakınca. Yaşlı kadın memesi gibi pörsümüş iyice, nerdeyse üstümden düşüyor nostaljik ve depresif hırkam.

Ayağımda da kırmızı çorap, sağ tekinin baş parmak kısmı delik. En nefret ettiğim organım, sağ ayak baş parmağım, pörtlüyor ordan. Laf geçiremiyorum. Pörtleyince çorapla yapışıyorum boğazına, bütün gün sıkıyorum, ama inadına fırlamaya çalışıyor o delikten. Mosmor oluyor boğazlanmaktan, canını yakıyorum şerefsizin. Ama yılmıyor. Adam olsun. Bence insan vücudundaki en anarşist organ ayak baş parmağı. Çok aktivist. Eylemleri de yaratıcı. Dünya Bankası Başkanı'na bile nakik çekebiliyor. O yüzden takdirle yaklaştığım bir nefret ilişkisi içindeyim sağ ayak baş parmağımla. Bir baktım da şimdi uzaktan şöyle, çirkinin teki be...

Saçlarım kabarmış. Kafa hacmim olduğundan fazla duruyor. 30 yıllık alkolik teyzeler gibiyim. Ağzımın kenarında yere meğilli duran, yarısı çoktan yanıp tükenmiş, külü de düşmek üzere olan bir sigara eksik sadece...

Yarın dizleri çıkmış eşofmanımı giyeyim. Bu gecelik alttan soğuk alıyor.