Friday, September 14, 2007

Morpheus'un kulakları



Gerçeklik nedir diye düşünürken rüyalarımı daha net hatırlamaya başladım.


Kulaklar silsilesi 1:

Kulaklarımı çıkarıp önümdeki masaya koyuyorum. Mavi ve sert plastikten iki kalın parantez gibi duruyorlar. Masanın üzerindeki sağ kulağımı elime alıp, evirip çevirmeye başlıyorum. İçinde 8-10 adet minik larva görüyorum. Krem rengi ölülükleriyle hareketsiz ve kıpırtısız duruyorlar. Birini kalemin ucuyla dürtüklüyorum, katır kutur bir ses çıkıyor, ama hareketsizlik baki.
"Oh aman, canlı değillermiş neyseki" diyorum. Kulağımı sol eşinin yanına masaya geri koyuyorum.

Mavi ve ( )

Uyanıp uyanmadığımı bile hatırlamıyorum.



Kulaklar silsilesi 2:

Tez danışmanımın yanındayım. Kendisi ecnebi olmasına rağmen şakır şukur Türkçe konuşuyor. Ofiste değil, resmen Alp Dağları'nda ya da Yüzüklerin Efendisi setinde, devasa pencereleri olan, manzaralı bir odadayız sanki.
Diyor ki "eee anlat bakalım?". "Ne anlatayım?" diyorum.
O sırada içeri koca kulaklı, uyuşuk bir köpek giriyor. Danışmanın köpeğiymiş meğersem. Hayvanın bedeni kupkuru olmasına rağmen, kulaklarından pıt pıt sular damlıyor yere. Sıvı, kulağın içinden geliyor sanki. Mahlukatın kafasından buhar çıktığını farkediyorum, fazla ısınmış bir makina ya da araba motoru gibi. Bu arada kulaklardan gelen su coşuyor ve kulağın içine dolmaya başlıyor. Hayvanın sağ kulağı suyla dolu ufak bir havuz şekline giriyor. Köpek bu havuza, yani kendi kulağının içine atlayıp, havuzun dibindeki deliğe dalarak yok oluyor.

Kendi kulağının içinde kaybolan bi köpek...
Paradoks.
Bedensiz, su dolu, havuz-kulak ise odanın içinde sahipsizce havada asılı kalıyor.

Tez danışmanıma bakıyorum. 2 kişilik bir koltuğa oturmuş, gözünde gözlük elinde bir kitap, hiçbir şey olmamış gibi sakin sakin birşeyler okuyor. Odadan çıkıyorum.

Kulaklarımdan sular damlıyor.

Sunday, April 22, 2007

RAKI CiLASI




Bilmezler rakı bulmanın zor olduğu yerlerde yaşamayanlar,
Rakının nasıl içildiğinin değil, sadece içiliyor olmasının mühim olduğunu.

Bilmezler mezesiz ve fasılsız da rakının beyin cilalayacağını.
Bilmezler şarap bardağında da, kahve kupasında da, bira bardağında da rakının güzel duracağını ve her zaman bulunduğu kabın şeklini alacağını.
Bilmezler bardaksızlığın değil muhabbetsizliğin dert olduğunu.
Bilmezler rakının neyin yanında değil kimin yanında içildiğinin keyfi katlayan tek şey olduğunu.


Gurbette içilen rakının keyfini sürmeyenler bil(E)mezler...

Wednesday, April 18, 2007

OMURGA EĞRİLİĞİ

Delikanlı ol, omurgalı ol!!


Omurgalı canlılardan örnekler:






Siyasette ilk okul fen bilgisi rüzgarları...


'Bazı hayvanların ince, uzun ve yumuşak yapılı olmaları yüzünden omurgaya sahip olamayacakları fikri, öğrencilerin omurgayı geniş ve bükülemeyecek kadar güçlü gördüklerine işaret etmektedir. Öğrencilerin omurgayı hareket sağlama ile ilişkilendirmelerine rağmen bunu harekette esneklik ile denkleştirmede problemleri olduğu dikkat çekmektedir. Bu nedenle öğrencilerin kendi omurgalarının esnekliğinden beden eğitimi derslerinde haberdar edilmesi önerilmektedir. Diğer bir çok omurgalının yaptığı sıçrama, sürünme hareketleriyle bu genişletilebilir'

Kaynak: http://www.fedu.metu.edu.tr/ufbmek-5/b_kitabi/PDF/Biyoloji/bildiri/t30d.pdf

Tuesday, February 06, 2007

Kereviz



Bir insan... Kerevize benziyor. Ama bitkisel hayatta değil asla. Bitkisel hayattaki çoğunluğu budayan bir bahçıvan daha çok.

Beyin... Fonksiyonel olarak sendekinin bendekinin aynısı, ama onunkinin kullanma kılavuzu varmış, bendeki daha çok kıllanma kılavuzuyken...

"three passions have governed my life:

the longings for love, the search for knowledge,and unbearable pity for the suffering of [humankind].

love brings ecstasy and relieves loneliness.

in the union of love i have seen

in a mystic miniature the prefiguring vision

of the heavens that saints and poets have imagined.

with equal passion i have sought knowledge.

i have wished to understand the hearts of [people].

i have wished to know why the stars shine.

love and knowledge led upwards to the heavens,

but always pity brought me back to earth;

cries of pain reverberated in my heartof children in famine, of victims tortured

and of old people left helpless.

i long to alleviate the evil, but i cannot,and i too suffer.

this has been my life; i found it worth living."

Bertrand Russell

Monday, February 05, 2007

Kes be Velazques!


Ey varlığı şüpheli okur,

Bir iç monolog okumak üzeresin.

Belki bunu okuyan da bir tek benim zaten. Yazan kişi bensem ve ekrandan okuyana sesleniyorsam, ama bunu okumak için ekrana bakan olası tek varlık da zaten şahsımsa, kendi içine sarmal olan yazınsal kaçışlarla kimi kimden kaçırıyorum ey okur?!

Büyük resammış Velazques...

Bu geliş gidişler bir garip. Sanki hiç gitmemişim gibi, ama bir yandan da hiç gelmemişim gibi. Ortada bir yerde takıldım kaldım muhtemelen. Sanki İç Batı Anadolu Eşiği'ndeyim ben. Ne Ege'de ne İç Anadolu'da... Uykuyla yıkanmış gözleriyle sabahın dördünde camekanın önüne geçip, "cevizli mi, kaymaklı mı" sorunsalında kendini yitirenlere lokum satan bir konaklama tesisiyim aslında.

Ben olsam çifte kavrulmuş antep fıstıklı alırdım. Ama bir şey demiyorum.

Yine gece... Bir şarkı dinledim az önce, "hayat, dedikleri kadar kısaysa eğer, bu geceler niye bu kadar uzun oluyor be?!" diyordu. (Merak edene referans, kendime de unutmaya karşı formüllü ek not: M. Ward)

Üzerimde pazen bir gecelik var. Annemin bir akrabası bana yapmış ben bu koordinatlarda değilken. Beyaz üstüne minik çiçekli. Sümerbank dokuması herhalde. Kolları dirseklerimde, eteği dizlerimin altında bitiyor.

Onun üstüne de gri bir hırka geçirdim, ev soğuk. Hırka taa liseden kalma, üstündeki yün topaklarını koparıyorum arada bir, ellerim yazmayı bırakınca. Yaşlı kadın memesi gibi pörsümüş iyice, nerdeyse üstümden düşüyor nostaljik ve depresif hırkam.

Ayağımda da kırmızı çorap, sağ tekinin baş parmak kısmı delik. En nefret ettiğim organım, sağ ayak baş parmağım, pörtlüyor ordan. Laf geçiremiyorum. Pörtleyince çorapla yapışıyorum boğazına, bütün gün sıkıyorum, ama inadına fırlamaya çalışıyor o delikten. Mosmor oluyor boğazlanmaktan, canını yakıyorum şerefsizin. Ama yılmıyor. Adam olsun. Bence insan vücudundaki en anarşist organ ayak baş parmağı. Çok aktivist. Eylemleri de yaratıcı. Dünya Bankası Başkanı'na bile nakik çekebiliyor. O yüzden takdirle yaklaştığım bir nefret ilişkisi içindeyim sağ ayak baş parmağımla. Bir baktım da şimdi uzaktan şöyle, çirkinin teki be...

Saçlarım kabarmış. Kafa hacmim olduğundan fazla duruyor. 30 yıllık alkolik teyzeler gibiyim. Ağzımın kenarında yere meğilli duran, yarısı çoktan yanıp tükenmiş, külü de düşmek üzere olan bir sigara eksik sadece...

Yarın dizleri çıkmış eşofmanımı giyeyim. Bu gecelik alttan soğuk alıyor.

Tuesday, January 16, 2007

Duvar Ustası

" When you think about how often
it all goes wrong
you begin to look at the walls
and stay inside
because the streets are the same old movie
and the heroes all end up like
the old movie hero;
fat ass, fat face and the brain
of a lizard.

.......

Mountains are hard to climb
The walls are your friends
Learn your walls."

Büyüksün Bukowksi