28.Haziran.2008, CTS
İzmir
Bugün KPSS’nin ilk turunu tamamladım. Bir süredir “yapmam gereken, ama aslında o kadar da çok heveslisi olmadığım şeyler” listemde ön sıralarda gelen bir aktiviteydi kendisi. Bugünlük genel kültür, genel yetenek ve İngilizce testlerini atlattım. Sınav sonucunda yeteneksiz ve kültürsüz çıkmaktan korkuyorum, ama sanırım idare ederdi sınavım. Çok kötü geçti deyip, 100 alan öğrenci modundayım.
Mehmet'in şeftali, erik ve muşmula ağaçlarından oluşan bir bahçesi vardır. Ancak Mehmet, ne yaptığının farkında olmayan, gerzek bir insan türevi olduğundan bu ağaçların sayılarından emin değildir ve bu sebepten kabuslar görmektedir. Kabuslarında kendisini muşmula bahçelerinde kaybetmişken, karşısına aniden elinde KPSS kitapçığı ile bir tip dikilir. Mehmet, bu kişiye içini döker, derdini söyler: ‘Muşmulalar hariç 56, erikler hariç 42, şeftaliler hariç 64 ağacım var. Bu durumda benim toplamda kaç ağacım var ve ben hangi ağaçtan yapılmış bir odun ile dövülürsem, bana dayak atan kişiye daha çok zevk veririm?” gibi sorular vardı.
Manyaklık işte. Böyle sorularla kamuya personel alınıyor, sonra da bu ülke niye gitgide boka sarıyor diye endişeleniyor insanlar. Öte yandan, kamunun başındaki otorite sayılan başbakan ve cumhurbaşkanı için herhangi bir önden seçmeli, yandan gömmeli bir sınav bulunmuyor. Biz Mehmet’in içsel sorunlarına çözüm ararken, birileri çok kolay bir şekilde Pembe Köşk’e girip, bahçesinde mangal yelleyebiliyor. Haksızlık…
Sınav çıkışı kafa dağıtayım dedim. Yıllarımı bu tarz sınavlara vermiş olsam da uzun zamandır böylesine kollektif bir sınava girmediğimi düşünüp olayın tadını çıkartmak, ÖSS sonrası ailesi tarafından tatile gönderilen bir genç çoşkusu ile takılmak istedim. Gittim kendime bir kadın dergisi aldım, hiç yapmadığım şey… Hem cinslerimin nelerle uğraştığını görünce ya kendi cinsiyetimden ya da dünyanın gerçekliğinden şüpheye düştüğüm için epeydir okumuyordum böyle dergileri. Baktım, bir dergi Yoga CD’si veriyor, “ilk dersten sonra değişimi hemen hissedeceksiniz” yazıyor kapağında. 25 yıldır kendimi değiştirememiş bir insan olarak, pek inanmadığım bu vaatten meded ummak istedim ve dergiyi satın aldım Ama eve gelmemle, bana yıllardır böyle dergileri okutturmayan bünyemin tepkisi ile karşılaştım. Alerjik reaksiyon…
Okumayacağım böyle dergileri ben bir daha, moralim bozuluyor. ‘Bu ay dergimize katkıda bulunanlar’ kısmında 89 doğumlu bir kızın şen şakrak bir fotoğrafı vardı. Kendisi, üniversite eğitiminin ilk yılını Paris’te tamamlamış, bundan sonraki 3 sene ise New York’ta eğitimine devam edecekmis. Paris’i, Parisliler’i ve Fransızca’yı çok seviyormuş. Bu ay dergimizin stajyeriymiş ve çalışkanlığı ile göz doldurmuş. Bir flashback yaşadım. Benim ilk stajım Ticaret Odası’nda evrak taşıyarak geçmişti, misal. Paris de yalan aşkların mekanı, fondoteni kırışıklıklarının arasına kaçmış, aşırı makyajlı yaşlı bir teyze ve orospu bir şehirdir nazarımda, sevmem.
Sayfaları çevirdim… Selülitsiz bacaklar, mükemmel, tapılası gövdeler, pilates hocaları ve öğrencileri…. Ki bunların içinde pilates hocası olarak hamileliğini zeytin yutmuş kivi sineği modunda geçirmiş olan, ünlü bir mankenimiz de vardı. Kendisi, pilates alanında ülkemizin aranan isimlerden biri olmuş. Dünyanın bu alandaki en iyi okulundan sertifikası varmış. Bir an 25 senelik hayatımın, 19 yıllık öğrencilik kariyerinin bana kazandırdığı fiziksel yapıyı düşündüm ve bir işim olur olmaz spor salonuna yazılmaya karar verdim.
Bir de burcumu okudum: ‘Hani bazen alışveriş yaparken sırf eve eliniz boş dönmemek için aldığınız bir şey olur ya… İşte bu ay böyle bir hisse kapılacaksınız. Şu an hayattan ne istediğinizi bilemiyor olabilirsiniz, ama unutmayın, hayat iadesi olmayan bir mağazadır’. Hayatı da mağaza yaptınız ya, tüketim toplumunuz indirim döneminde kredi kartsız kalır inşallah!
Bir daha kadın dergisi falan almam ben, hayattan tiksindirtiyor beni.
Sıcak hava…




