Monday, June 12, 2006

anti-misafir terliği hareketi


Misafir terliği eksikliğinden muzdaribim...

Sabitliğe, yerleşikliğe dair ne varsa alerjim ve garezim var.

Televizyonum, koltuğum, halım, dolabım ve sabit bir adresim yok senelerden beri. Sabit adres gerekirse annemlerinkini yazıyorum hala.

Televizyon izle(ye)mem. Bilgisayar ve sinema ekranından başka ekran yüzü görmedim uzun zamandır. Bir yatağım var, ama yatağım aynı zamanda hem koltuğum, hem masam, hem yastığım, hem de yorganım... Dolabım yok ama aynı işlevi gören valizlerim mevcut. Mutfağım minimalist; ufak bir buzdolabı, bir ocak, bir çift tabak, bardak ve birkaç çatal kaşıktan başka alet edevat yok. Aza kanaat ediyorum, beyaz eşyadan ve küçük ev aletlerinden kaçıyorum. Endüstriyel tasarımcıların ve pazarlamacıların nefret ettiği müşteri profilindeyim.

Sadece bir kedi istiyorum yerleşikliğe dair, ama doğası gereği mobiliteye karşı bir varlık olduğu için beni sevmez, kaçar gider diye korkuyorum.

En önemli yokluğum misafir terliği... Yanlış anlaşılmasın, geleni gideni çok severim, üşenmem, donatırım. Evime teşrif edenler için içimdeki tonton parmaklı, sürekli hamur yoğuran nineyi ortaya çıkarırım. Ama tek başınalığın tatsız ve sessiz yemekleri için uğraşamam asla. Bir saat harcayıp yaptığım, ama sonunda tuzluk, tabak ve masadaki bardağın dilsiz sohbetiyle yemek zorunda kaldığım ıssız bir yemeğin tadını, aynı yemeği dostlarla yediğimde aldığım tada nazaran keyifsiz ve lezzetsiz bulurum. Kendi kendineliğin sıkıcı ve sessiz iç monologlarını, çilingir sofralarında ve dost meclislerinde yok eder, rakının yanına meze yaparım. O yüzden gelenim gidenim çok olsun, ilerde bir evim olursa hep yeni pişmiş tarçınlı kek koksun isterim. Ama misafir terliğine katlanamam...

Ben misafirin samimi, rahat ve terlik istemeyenini severim. Hatta ayakkabısını bile çıkarmadan, "hadi yürü, çıkıyoruz" diyenini, beni peşine katıp sürükleyenini daha çok severim.

Misafire özel terlik vermektense kendi ayağımdaki terliği çıkarıp vermeyi daha samimi ve doğal bulmuşumdur her zaman, paylaşımcıyımdır. Evin hiç kullanılmayan bir objesini, eve gelen insanın ayağına sürmek kibarlık değil, ancak o kişinin bir "öteki", bir "yabancı", bir "ait olmayan" olduğunun altını kaba bir terlikle çizmektir bana göre... "Öteki" için bazı şeyleri sürekli hazır tutma haline ek olarak, ihtiyaç dışındaki başka sebeplerden dolayı "şey"lere sahip olma isteği de yerleşik hayata geçmiş olmanın en önemli kanıtıdır. Her akşam yemek yediğiniz tabağın üzerindeki çiçek deseni yıkanmaktan aşınmışken, o desendeki güle ait taç yaprakları çoktan deterjana kurban edilmişken, misafir için saklanan 42 parçalık porselen yemek takımının tazecik, dallı budaklı, bakire hali ve sağ terliğinizin burnu baş parmak kısmından beşinci kez patlamışken, misafire ait olduğu için giyemediğiniz bir çift gıcır gıcır terliğin dolaptaki şımarık varoluşu rahatsızlık vermelidir yerleşememiş, yerleşmek istemeyen, mobil ve rahatsız bünyelere...

Altı yıldır sabitlenemedim, misafir terliğim yok ve uzun bir süre daha da böyle gitsin istiyorum. Valizlerde ve sırt çantalarında hayatı taşımaktan yorulana kadar, popom koltuk yüzü özleyene kadar, marketten kedi kumu almak zorunda olana kadar, görmekten, öğrenmekten ve seyahat etmekten bıkana kadar da misafir terliği almayı reddediyorum.

No comments: