<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423</id><updated>2012-02-12T09:14:22.681-08:00</updated><title type='text'>misafir terligi eksikligi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>21</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-1978000226393243598</id><published>2008-06-30T06:16:00.000-07:00</published><updated>2008-06-30T06:22:59.346-07:00</updated><title type='text'>KAPESESE</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: right;" align="right"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;28.Haziran.2008, CTS&lt;br /&gt;İzmir&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Bugün KPSS’nin ilk turunu tamamladım. Bir süredir “yapmam gereken, ama aslında o kadar da çok heveslisi olmadığım şeyler” listemde ön sıralarda gelen bir aktiviteydi kendisi. Bugünlük genel kültür, genel yetenek ve İngilizce testlerini atlattım. Sınav sonucunda yeteneksiz ve kültürsüz çıkmaktan korkuyorum, ama sanırım idare ederdi sınavım. Çok kötü geçti deyip, 100 alan öğrenci modundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet'in şeftali, erik ve muşmula ağaçlarından oluşan bir bahçesi vardır. Ancak Mehmet, ne yaptığının farkında olmayan, gerzek bir insan türevi olduğundan bu ağaçların sayılarından emin değildir ve bu sebepten kabuslar görmektedir. Kabuslarında kendisini muşmula bahçelerinde kaybetmişken, karşısına aniden elinde KPSS kitapçığı ile bir tip dikilir. Mehmet, bu kişiye içini döker, derdini söyler: ‘Muşmulalar hariç 56, erikler hariç 42, şeftaliler hariç 64 ağacım var. Bu durumda benim toplamda kaç ağacım var ve ben hangi ağaçtan yapılmış bir odun ile dövülürsem, bana dayak atan kişiye daha çok zevk veririm?” gibi sorular vardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Manyaklık işte. Böyle sorularla kamuya personel alınıyor, sonra da bu ülke niye gitgide boka sarıyor diye endişeleniyor insanlar. Öte yandan, kamunun başındaki otorite sayılan başbakan ve cumhurbaşkanı için herhangi bir önden seçmeli, yandan gömmeli bir sınav bulunmuyor. Biz Mehmet’in içsel sorunlarına çözüm ararken, birileri çok kolay bir şekilde Pembe Köşk’e girip, bahçesinde mangal yelleyebiliyor. Haksızlık… &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sınav çıkışı kafa dağıtayım dedim. Yıllarımı bu tarz sınavlara vermiş olsam da uzun zamandır böylesine kollektif bir sınava girmediğimi düşünüp olayın tadını çıkartmak, ÖSS sonrası ailesi tarafından tatile gönderilen bir genç çoşkusu ile takılmak istedim. Gittim kendime bir kadın dergisi aldım, hiç yapmadığım şey… Hem cinslerimin nelerle uğraştığını görünce ya kendi cinsiyetimden ya da dünyanın gerçekliğinden şüpheye düştüğüm için epeydir okumuyordum böyle dergileri. Baktım, bir dergi Yoga CD’si veriyor, “ilk dersten sonra değişimi hemen hissedeceksiniz” yazıyor kapağında. 25 yıldır kendimi değiştirememiş bir insan olarak, pek inanmadığım bu vaatten meded ummak istedim ve dergiyi satın aldım Ama eve gelmemle, bana yıllardır böyle dergileri okutturmayan bünyemin tepkisi ile karşılaştım. Alerjik reaksiyon…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Okumayacağım böyle dergileri ben bir daha, moralim bozuluyor. ‘Bu ay dergimize katkıda bulunanlar’ kısmında 89 doğumlu bir kızın şen şakrak bir fotoğrafı vardı. Kendisi, üniversite eğitiminin ilk yılını Paris’te tamamlamış, bundan sonraki 3 sene ise New York’ta eğitimine devam edecekmis. Paris’i, Parisliler’i ve Fransızca’yı çok seviyormuş. Bu ay dergimizin stajyeriymiş ve çalışkanlığı ile göz doldurmuş. Bir flashback yaşadım. Benim ilk stajım Ticaret Odası’nda evrak taşıyarak geçmişti, misal. Paris de yalan aşkların mekanı, fondoteni kırışıklıklarının arasına kaçmış, aşırı makyajlı yaşlı bir teyze ve orospu bir şehirdir nazarımda, sevmem.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sayfaları çevirdim… Selülitsiz bacaklar, mükemmel, tapılası gövdeler, pilates hocaları ve öğrencileri…. Ki bunların içinde pilates hocası olarak hamileliğini zeytin yutmuş kivi sineği modunda geçirmiş olan, ünlü bir mankenimiz de vardı. Kendisi, pilates alanında ülkemizin aranan isimlerden biri olmuş. Dünyanın bu alandaki en iyi okulundan sertifikası varmış. Bir an 25 senelik hayatımın, 19 yıllık öğrencilik kariyerinin bana kazandırdığı fiziksel yapıyı düşündüm ve bir işim olur olmaz spor salonuna yazılmaya karar verdim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bir de burcumu okudum: ‘Hani bazen alışveriş yaparken sırf eve eliniz boş dönmemek için aldığınız bir şey olur ya… İşte bu ay böyle bir hisse kapılacaksınız. Şu an hayattan ne istediğinizi bilemiyor olabilirsiniz, ama unutmayın, hayat iadesi olmayan bir mağazadır’. Hayatı da mağaza yaptınız ya, tüketim toplumunuz indirim döneminde kredi kartsız kalır inşallah!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bir daha kadın dergisi falan almam ben, hayattan tiksindirtiyor beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak hava…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:12;"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:78%;"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="" lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-1978000226393243598?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/1978000226393243598/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=1978000226393243598&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/1978000226393243598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/1978000226393243598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2008/06/kapesese.html' title='KAPESESE'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-4462289995900194868</id><published>2008-06-16T07:24:00.000-07:00</published><updated>2008-06-30T06:19:37.252-07:00</updated><title type='text'>Cihangir'deki Kafka</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-family: georgia;font-size:85%;" &gt;Bir Cihangir akşamı anektodlarının abuk yansımaları...&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: georgia;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-family: georgia;font-size:85%;" &gt;Gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir, ancak hamamböceği haricindeki tüm kahramanlar kurgudur.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: georgia;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;Tabağımda üç kuruşluk köfte&lt;br /&gt;Üstünde sos var şekil olsun diye&lt;br /&gt;Boğazımdan bir türlü geçmiyor&lt;br /&gt;Saymayınca buna 20 ye te le&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;            &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;Cihangir'de bir mekanda&lt;br /&gt;Rakı içiyorum&lt;br /&gt;Smooth caz arka fonda.&lt;br /&gt;Tezatlara alışkın bir bünyeyim ben,&lt;br /&gt;Pazen donum görünüyor,&lt;br /&gt;Sıyrılan Donna Karan ciinimden.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;"Sağdaki kız hangi diziden?"&lt;br /&gt;"Bilmem ki"diyorum, "ben dizi izlemem".&lt;br /&gt;Benim evde hep diskavıri açık,&lt;br /&gt;Haz alıyorum ben, makak maymununun mevsimsel göçünden.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;Donuma Kadar New York olsam kaç yazar,&lt;br /&gt;Adamlığım saç modelimin karizmasına bakar,&lt;br /&gt;Alfredo soslu köfteme çatal atarken,&lt;br /&gt;Duvarda bir hamamböceği gördüm, nah elim kadar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;"Hey garson", dedim," bu rezalet nedir?"&lt;br /&gt;"Bana çabuk 45 numara bir terlik getir".&lt;br /&gt;Çok hızlı hareket ediyor bu meret,&lt;br /&gt;Diskavıride gördüm, bunlara ne atom bombası etki ediyor,&lt;br /&gt;Ne de Raid. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;              &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;"Aman efendim, napıyorsunuz?" diyor bir ses.&lt;br /&gt;"Kafka'nın böceğidir bu,&lt;br /&gt;Metaforik bir pet".&lt;br /&gt;"Kafa karışıklığımızla besler,&lt;br /&gt;Derdimizle yemleriz".&lt;br /&gt;"Bunu bizden alırsanız,&lt;br /&gt;Eksik kalır bohem atmosferimiz".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;Bırakıyorum terliği elimden,&lt;br /&gt;Böcek çoktan tavana doğru kaçmış zaten.&lt;br /&gt;Kafka okumak lazım diyorum,&lt;br /&gt;Edebiyat bilgim terk ilkokul dörtten.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;İşte böyle Cihangir'de buldum ben Kafka'yı,&lt;br /&gt;Artık elimde bir pipo,&lt;br /&gt;Cebimde ise sahaftan aldığım kitap, sarı sayfalı...&lt;br /&gt;Soran olursa "bu bir pipo değildir" diyorum,&lt;br /&gt;Çok ağır Fransız aksanlı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-4462289995900194868?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/4462289995900194868/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=4462289995900194868&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/4462289995900194868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/4462289995900194868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2008/06/bir-cihangir-akam-anektodlarnn-abuk.html' title='Cihangir&apos;deki Kafka'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-2453969066153495884</id><published>2008-06-09T16:47:00.000-07:00</published><updated>2008-06-30T06:52:54.077-07:00</updated><title type='text'>Çocuk uyanıyorum bazen...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Kıştan kalan bir Haziran sabahı...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Gri, ıslak ve mat.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Tüm sokak uyuyor hala. Kuşlar ve simitçi olmasa aydınlık bir gecede olduğuma inanabilirim. Simitçinin sesi alacakaranlık kuşağından gelir gibi... Uzak ve ürkütücü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;“Haydeeaaa, simitçiii... Çay simidiiieee... Soğumadan”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Karşılığı olmayan bir haykırış...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bazı sabahlar çok çocuk uyanıyorum ben. Büyümeyi reddeden bir halim var gibi. Hala annem uyansın da kahvaltı hazırlasın diye bekliyorum. O arada çocukluk korkularımı beslemeye devam ediyorum. ‘Ya annem uyanmazsa bu sabah’ diye sebepsiz korkuyorum birden. Küçükken gördüğüm o rüyanın etkisindeyim hala bazen. Annemin üstünde ince askılı, yazlık, beyaz bir gecelik var. Beyaz üzerine sarı, kahverengi minik yapraklar serpiştirilmiş... Annemi götürüyorlar üstü açık bi tabutta. Ağlayarak uyanıyorum. Annem yan odadan koşarak geliyor. “Anneee... Ölmüştün sen” diyorum. Sarılıyor annem. Üzerinde aynı gecelik. Bir daha giydirmiyorum onu anneme, her giydiğinde ağlıyorum çünkü. Sonra uzun yıllar yerleri silmek için kullanıyor o geceliği annem.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Hiç hatırlamıyorum bu rüyayı aslında. Gerçekliğine inandığım bir kurgu bu da... Annemin bana anlattığı çocukluğumun bende yaratılan gerçeği...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Çocukluğu asla kendi anılarımızda saklayamıyoruz zaten. Hep bir başkasının hatırasının parçası olarak kalıyor o. “Bir sabah ağlayarak uyanmıştın. Ben ölmüşüm rüyanda... Ama nasıl ağlıyorsun böyle ‘anneee anneee’ diye”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;B&lt;/o:p&gt;ir kere de kaybolmuşum ben. Bahçede beraber oynarken evine dönmeye karar verip, beni orada bırakan kuzenimin peşinden gitmişim. Benim kurgumda kaybolma anım yok. Kuzen de yok. Sadece sıcak, sarı, kuru bir yaz var. Kumdan zeminli bir parktayım. Ya salıncaktayım ya da tahterevallinin köşesindeyim. Hatırlamıyorum... Sadece bir yerde oturduğumu ve kum yığınının içindeki çakıl taşlarından birine gözümü diktiğimi hatırlıyorum. Sonra kalabalık bir grup kadın geliyor bana doğru, üzerlerinde basma elbiseler. Sıcağa rağmen uzun kollu giyinmişler. Benim de üzerimde kısa etekli, yeşil bir elbise var. Saçlarım sarı buklelerden ibaret o zamanlar, tepeden toplamış annem yine, sımsıkı. Kadınlar bana doğru geliyor, sarı sıcak havanın içinden geçerek. Hareketleri yavaş ve terli. Oturduğum yerden onlara doğru bakıyorum. “Bulduk seni” diyor en önde duranı. Elimden tutuyor. Köşedeki bakkala götürüyorlar, orada babam bekliyormuş beni. Babam genç daha, bıyıkları simsiyah. Beyaz şortu var altında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Annemdeki kaybolma hikayem ise bambaşka. Kuzenimle bahçede oynuyorum. Sonra kuzenim evine gitmek istiyor, beni bırakıyor öylece bahçede, bir başıma. Ben, onun peşinden gitmeye çalışırken yolumu yitiriyorum. Bir anda beni gözden kaybeden annem deliriyor, hala der “hatırladıkça kalbim çıkacak gibi oluyor” diye. Sonra babam beni aramaya başlıyor. Evden oldukça uzakta bir parkta sakin ve umursamaz bir şekilde oynuyorken buluyor beni. Yalnızım, evden uzaktayım ve herşey normalmiş gibi yapabiliyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Annemin ayrıntısında ne basma elbiseli kadınlar var, ne bakkal, ne de beyaz şortlu babam... Sonradan farkediyorum babamın aslında yazları hiç beyaz şort giymediğini ve bir beyaz şortu bile olmadığını...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Nostaljinin ılık katmanlarının ardında saklanıyor çocukluk. Çünkü masum, eğlenceli ve mutlu hatırlanan kurgu bir geçmişten ibaret bir hayal katmanı o sadece. Tam olarak asla hatırlanamayan, bu yüzden hep baştan yazılan, kötü anıların genelde beynin kuytu köşelerindeki çelik kasalarda gizlendiği, güzel anı kırıntılarının sürekli olarak cilalandığı, her cilada bambaşka şekillere sokulup yeniden yazıldığı, nöronların arasında dolanıp duran kimyasal bileşenler toplamı... Hepsi bu, çocukluk. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Hayatın o en zor zamanını pembeye boyayıp duruyor insan. Daha “...miş gibi” yapmasını öğrenememiş, algısına zaman kavramını henüz yerleştirememiş, sadece sonsuz bir gerçeklik ve şimdi içinde yaşayıp duran, bu yüzden de dünyanın en düşüncesiz, en acımasız ve en aydınlanmış varlıkları olabilen o küçük insanları da masumlaştıyor hep. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Külliyen yalan...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;O yüzden hiç güvenmiyorum hafızama ben. Çocukların masumluğuna da kafamdaki geçmişime de babamın beyaz şortuna da inanmıyorum. Geçmiş, istediğimiz gibi kurguladığımız bir senaryodan ibaret sadece... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bir kış sabahına uyandım Haziran’da, çocukluğum dürttü beni sabah erkenden. Simitçiyi dinledim, sonra kalktım yataktan. Lacivert perdeler sımsıkı kapalıydı. Bilgisayarı açtım, internetten gazeteleri okumaya başladım. Aynı rutinler, aynı adamlar, aynı kavgalar. Yıllardır... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Brezilya’da dış dünya ile hiç etkileşime geçmemiş bir kabile var ve Mars yüzeyinde insan yapımı bir araç geziyor oysa ki... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Gazetenin sayfasını dolduran baldır bacak ve saçma sapan resim galerilerine göz gezdirmeye başladım. Hani herkesin hiç bakmıyormuş gibi takıldığı ama en çok bakılan toplama fotoğraflara... Bunu iş olarak yapan, bu fotoğrafları seçip sayfaya koyan, bundan para kazanan adam var diye düşündüm. Bu adam da yataktan kalkıyor, işe gidiyor, kahvesini içerken internette çatalı gözüken ünlü, memesi fırlamış kadın, selülitli bacak, sarhoşluktan dağılmış şarkıcı fotoğrafı arıyor. Çıkıyor sonra işten, gidip karnıyarık yiyor, arkadaşlarıyla bira içiyor ve eve gidip sevişiyor belki. Sabah yine uyanıyor. İlk iş kıçını kaşıyor...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bunu düşünürken fotoğraflara bakmaya devam ettim bilinçsizce. Bir başlık var: “Çocukluk korkularınız gerçek oldu”. Tıkladım hemen. Yatağın altından çıkan bol tüylü ve hayvani dev bir el, kapının arkasında saklanan canavar, korkunç palyaço... Garip ve sürreal fotoğraflar silsilesi... Selülitli bacak fotoğrafları uzantısı da hemen yanında... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Ve on beşinci resim: Bir yatak odası. Yatağın başucunda, çerçeve içinde duran mutlu bir anne-kız fotoğrafı. Anne platin sarısı gençliği ile gülümsüyor, bakımlı ve mutlu. Sarı-sıcak ışığın altındaki o mutlu fotoğrafın hemen yanında tuhaf bir manzara var. Yatakta fotoğraftaki o annenin ölüsü duruyor. Üzerinde beyaz bir gecelik, şok geçirmiş bir surat ifedesi, kıpkırmızı dudaklar ve o kırmızı ağızdan çıkıp, yatağı, duvarı ve yerleri sarmış böcekler... Hemen yanıbaşında ise fotoğraftaki küçük kız. Endişeyle, ama annenin yüzündeki fantastikliğe tezat duran inanılmaz bir sakinlikle anneye doğru yaklaşmış, bir elini annenin omzuna doğru uzatmış,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“kalk hadi n’olur!!” demek üzere...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: 150%;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Benim çocukluğum bu kadar psikopat değildi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Yanılıyor muyum yine?&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Kapattım bilgisayarı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bu sabah da çocukmuşum gibi uyandım ben yine. Korkuyla karışık biraz... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Gittim baktım, annemin nefesini dinledim. Sakin ve sıcak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Rahatladım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Gittim çişimi yaptım, sakin ve sıcak.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style=""&gt;Rahatladım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/SE3Cj3QupEI/AAAAAAAACk4/RFS0pf8i6FE/s1600-h/korku.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/SE3Cj3QupEI/AAAAAAAACk4/RFS0pf8i6FE/s320/korku.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5210034265322857538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-2453969066153495884?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/2453969066153495884/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=2453969066153495884&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/2453969066153495884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/2453969066153495884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2008/06/ocuk-uyanyorum-bazen.html' title='Çocuk uyanıyorum bazen...'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/SE3Cj3QupEI/AAAAAAAACk4/RFS0pf8i6FE/s72-c/korku.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-6244075859090587653</id><published>2007-09-14T17:38:00.000-07:00</published><updated>2007-09-14T17:51:04.937-07:00</updated><title type='text'>Morpheus'un kulakları</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gerçeklik nedir diye düşünürken rüyalarımı daha net hatırlamaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kulaklar silsilesi 1:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kulaklarımı çıkarıp önümdeki masaya koyuyorum. &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mavi&lt;/span&gt; ve sert plastikten iki &lt;strong&gt;kalın&lt;/strong&gt; parantez gibi duruyorlar. Masanın üzerindeki sağ kulağımı elime alıp, evirip çevirmeye başlıyorum. İçinde 8-10 adet minik larva görüyorum. &lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;Krem&lt;/span&gt; rengi ölülükleriyle hareketsiz ve kıpırtısız duruyorlar. Birini kalemin ucuyla dürtüklüyorum, katır kutur bir ses çıkıyor, ama hareketsizlik baki.&lt;br /&gt;"Oh aman, canlı değillermiş neyseki" diyorum. Kulağımı sol eşinin yanına masaya geri koyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mavi &lt;/span&gt;ve &lt;strong&gt;( )&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Uyanıp uyanmadığımı bile hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kulaklar silsilesi 2:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tez danışmanımın yanındayım. Kendisi ecnebi olmasına rağmen şakır şukur Türkçe konuşuyor. Ofiste değil, resmen Alp Dağları'nda ya da Yüzüklerin Efendisi setinde, devasa pencereleri olan, manzaralı bir odadayız sanki.&lt;br /&gt;Diyor ki "eee anlat bakalım?". "Ne anlatayım?" diyorum.&lt;br /&gt;O sırada içeri koca kulaklı, uyuşuk bir köpek giriyor. Danışmanın köpeğiymiş meğersem. Hayvanın bedeni kupkuru olmasına rağmen, kulaklarından pıt pıt sular damlıyor yere. Sıvı, kulağın içinden geliyor sanki. Mahlukatın kafasından buhar çıktığını farkediyorum, fazla ısınmış bir makina ya da araba motoru gibi. Bu arada kulaklardan gelen su coşuyor ve kulağın içine dolmaya başlıyor. Hayvanın sağ kulağı suyla dolu ufak bir havuz şekline giriyor. Köpek bu havuza, yani kendi kulağının içine atlayıp, havuzun dibindeki deliğe dalarak yok oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kulağının içinde kaybolan bi köpek...&lt;br /&gt;Paradoks.&lt;br /&gt;Bedensiz, su dolu, havuz-kulak ise odanın içinde sahipsizce havada asılı kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tez danışmanıma bakıyorum. 2 kişilik bir koltuğa oturmuş, gözünde gözlük elinde bir kitap, hiçbir şey olmamış gibi sakin sakin birşeyler okuyor. Odadan çıkıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulaklarımdan sular damlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-6244075859090587653?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/6244075859090587653/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=6244075859090587653&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/6244075859090587653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/6244075859090587653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2007/09/morpheusun-kulaklar.html' title='Morpheus&apos;un kulakları'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-6011821161529802476</id><published>2007-04-23T13:37:00.000-07:00</published><updated>2007-04-23T13:43:02.308-07:00</updated><title type='text'>Doğal halimle benzediğim yaratıklar</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Ri0ZThr8nVI/AAAAAAAAAB4/ADiCiSsebCo/s1600-h/poor+leno+1.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056725779857841490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Ri0ZThr8nVI/AAAAAAAAAB4/ADiCiSsebCo/s320/poor+leno+1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056725633828953410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" height="240" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Ri0ZLBr8nUI/AAAAAAAAABw/I0sR2c7mVgo/s320/poor+leno.jpg" width="306" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-6011821161529802476?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/6011821161529802476/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=6011821161529802476&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/6011821161529802476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/6011821161529802476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2007/04/benzediim-nller.html' title='Doğal halimle benzediğim yaratıklar'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Ri0ZThr8nVI/AAAAAAAAAB4/ADiCiSsebCo/s72-c/poor+leno+1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-7618026197375892661</id><published>2007-04-22T12:42:00.000-07:00</published><updated>2007-04-22T13:10:33.202-07:00</updated><title type='text'>RAKI CiLASI</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Riu72xr8nTI/AAAAAAAAABo/TtDviaeSKms/s1600-h/raki.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Riu72xr8nTI/AAAAAAAAABo/TtDviaeSKms/s320/raki.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056341556378508594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmezler rakı bulmanın zor olduğu yerlerde yaşamayanlar,&lt;br /&gt;Rakının nasıl içildiğinin değil, sadece içiliyor olmasının mühim olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmezler mezesiz ve fasılsız da rakının beyin cilalayacağını.&lt;br /&gt;Bilmezler şarap bardağında da, kahve kupasında da, bira bardağında da rakının güzel duracağını ve her zaman bulunduğu kabın şeklini alacağını.&lt;br /&gt;Bilmezler bardaksızlığın değil muhabbetsizliğin dert olduğunu.&lt;br /&gt;Bilmezler rakının neyin yanında değil kimin yanında içildiğinin keyfi katlayan tek şey olduğunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gurbette içilen rakının keyfini sürmeyenler bil(E)mezler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-7618026197375892661?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/7618026197375892661/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=7618026197375892661&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/7618026197375892661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/7618026197375892661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2007/04/bilmezler-rak-bulmann-zor-olduu.html' title='RAKI CiLASI'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Riu72xr8nTI/AAAAAAAAABo/TtDviaeSKms/s72-c/raki.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-8705995916163474966</id><published>2007-04-18T08:48:00.000-07:00</published><updated>2007-04-22T13:11:30.970-07:00</updated><title type='text'>OMURGA EĞRİLİĞİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.sabah.com.tr/haber,BBF65995BFC940DDB0D49048D1C7C80E.html" target="_blank"&gt;Delikanlı ol, omurgalı ol!! &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omurgalı canlılardan örnekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5055275223373094178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/RifyCBr8nSI/AAAAAAAAABg/ukW4DsV5PW4/s320/n708250544_301276_3151.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasette ilk okul fen bilgisi rüzgarları...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;'Bazı hayvanların ince, uzun ve yumuşak yapılı olmaları yüzünden omurgaya sahip olamayacakları fikri, öğrencilerin omurgayı geniş ve bükülemeyecek kadar güçlü gördüklerine işaret etmektedir. Öğrencilerin omurgayı hareket sağlama ile ilişkilendirmelerine rağmen bunu harekette esneklik ile denkleştirmede problemleri olduğu dikkat çekmektedir. Bu nedenle öğrencilerin kendi omurgalarının esnekliğinden beden eğitimi derslerinde haberdar edilmesi önerilmektedir. Diğer bir çok omurgalının yaptığı sıçrama, sürünme hareketleriyle bu genişletilebilir'&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;a href="http://www.fedu.metu.edu.tr/ufbmek-5/b_kitabi/PDF/Biyoloji/bildiri/t30d.pdf"&gt;http://www.fedu.metu.edu.tr/ufbmek-5/b_kitabi/PDF/Biyoloji/bildiri/t30d.pdf&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-8705995916163474966?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/8705995916163474966/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=8705995916163474966&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/8705995916163474966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/8705995916163474966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2007/04/delikanl-ol-omurgal-ol.html' title='OMURGA EĞRİLİĞİ'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/RifyCBr8nSI/AAAAAAAAABg/ukW4DsV5PW4/s72-c/n708250544_301276_3151.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-7008863422048550999</id><published>2007-02-06T14:21:00.000-08:00</published><updated>2007-02-06T14:37:41.400-08:00</updated><title type='text'>Kereviz</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Rcj_nxkcTaI/AAAAAAAAAAM/RgKUe6XqJ-Y/s1600-h/Bertrand-Russell-154x192.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5028550042745327010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Rcj_nxkcTaI/AAAAAAAAAAM/RgKUe6XqJ-Y/s320/Bertrand-Russell-154x192.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir insan... Kerevize benziyor. Ama bitkisel hayatta değil asla. Bitkisel hayattaki çoğunluğu budayan bir bahçıvan daha çok. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beyin... Fonksiyonel olarak sendekinin bendekinin aynısı, ama onunkinin kullanma kılavuzu varmış, bendeki daha çok kıllanma kılavuzuyken...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;"three passions have governed my life:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;the longings for love, the search for knowledge,and unbearable pity for the suffering of [humankind].&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;love brings ecstasy and relieves loneliness.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;in the union of love i have seen&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;in a mystic miniature the prefiguring vision&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;of the heavens that saints and poets have imagined.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;with equal passion i have sought knowledge.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;i have wished to understand the hearts of [people].&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;i have wished to know why the stars shine.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;love and knowledge led upwards to the heavens,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;but always pity brought me back to earth;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;cries of pain reverberated in my heartof children in famine, &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;of victims tortured&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;and of old people left helpless.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;i long to alleviate the evil, but i cannot,and i too suffer.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#33ff33;"&gt;this has been my life; i found it worth living."&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:courier new;font-size:85%;color:#ffff00;"&gt;&lt;strong&gt;Bertrand Russell&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-7008863422048550999?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/7008863422048550999/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=7008863422048550999&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/7008863422048550999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/7008863422048550999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2007/02/kereviz.html' title='Kereviz'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_LXJbUaNaRdE/Rcj_nxkcTaI/AAAAAAAAAAM/RgKUe6XqJ-Y/s72-c/Bertrand-Russell-154x192.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-117072382189860626</id><published>2007-02-05T16:19:00.000-08:00</published><updated>2008-03-16T06:13:58.539-07:00</updated><title type='text'>Kes be Velazques!</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3331/3161/1600/939725/maninas.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3331/3161/320/117749/maninas.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ey varlığı şüpheli okur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iç monolog okumak üzeresin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bunu okuyan da bir tek benim zaten. Yazan kişi bensem ve ekrandan okuyana sesleniyorsam, ama bunu okumak için ekrana bakan olası tek varlık da zaten şahsımsa, kendi içine sarmal olan yazınsal kaçışlarla kimi kimden kaçırıyorum ey okur?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük resammış Velazques...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geliş gidişler bir garip. Sanki hiç gitmemişim gibi, ama bir yandan da hiç gelmemişim gibi. Ortada bir yerde takıldım kaldım muhtemelen. Sanki İç Batı Anadolu Eşiği'ndeyim ben. Ne Ege'de ne İç Anadolu'da... Uykuyla yıkanmış gözleriyle sabahın dördünde camekanın önüne geçip, "cevizli mi, kaymaklı mı" sorunsalında kendini yitirenlere lokum satan bir konaklama tesisiyim aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben olsam çifte kavrulmuş antep fıstıklı alırdım. Ama bir şey demiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine gece... Bir şarkı dinledim az önce, "hayat, dedikleri kadar kısaysa eğer, bu geceler niye bu kadar uzun oluyor be?!" diyordu. (Merak edene referans, kendime de unutmaya karşı formüllü ek not: &lt;em&gt;M. Ward&lt;/em&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerimde pazen bir gecelik var. Annemin bir akrabası bana yapmış ben bu koordinatlarda değilken. Beyaz üstüne minik çiçekli. Sümerbank dokuması herhalde. Kolları dirseklerimde, eteği dizlerimin altında bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun üstüne de gri bir hırka geçirdim, ev soğuk. Hırka taa liseden kalma, üstündeki yün topaklarını koparıyorum arada bir, ellerim yazmayı bırakınca. Yaşlı kadın memesi gibi pörsümüş iyice, nerdeyse üstümden düşüyor nostaljik ve depresif hırkam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağımda da kırmızı çorap, sağ tekinin baş parmak kısmı delik. En nefret ettiğim organım, sağ ayak baş parmağım, pörtlüyor ordan. Laf geçiremiyorum. Pörtleyince çorapla yapışıyorum boğazına, bütün gün sıkıyorum, ama inadına fırlamaya çalışıyor o delikten. Mosmor oluyor boğazlanmaktan, canını yakıyorum şerefsizin. Ama yılmıyor. Adam olsun. Bence insan vücudundaki en anarşist organ ayak baş parmağı. Çok aktivist. Eylemleri de yaratıcı. Dünya Bankası Başkanı'na bile nakik çekebiliyor. O yüzden takdirle yaklaştığım bir nefret ilişkisi içindeyim sağ ayak baş parmağımla. Bir baktım da şimdi uzaktan şöyle, çirkinin teki be...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarım kabarmış. Kafa hacmim olduğundan fazla duruyor. 30 yıllık alkolik teyzeler gibiyim. Ağzımın kenarında yere meğilli duran, yarısı çoktan yanıp tükenmiş, külü de düşmek üzere olan bir sigara eksik sadece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın dizleri çıkmış eşofmanımı giyeyim. Bu gecelik alttan soğuk alıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-117072382189860626?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/117072382189860626/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=117072382189860626&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/117072382189860626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/117072382189860626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2007/02/kes-be-velazques.html' title='Kes be Velazques!'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-116899426510625941</id><published>2007-01-16T16:35:00.000-08:00</published><updated>2007-02-05T17:07:31.770-08:00</updated><title type='text'>Duvar Ustası</title><content type='html'>&lt;em&gt;" When you think about how often&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;it all goes wrong&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;you begin to look at the walls&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;and stay inside&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;because the streets are the same old movie&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;and the heroes all end up like&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;the old movie hero;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;fat ass, fat face and the brain&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;of a lizard.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;.......&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mountains are hard to climb&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;The walls are your friends&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Learn your walls."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyüksün Bukowksi&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-116899426510625941?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/116899426510625941/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=116899426510625941&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116899426510625941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116899426510625941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2007/01/duvar-ustas.html' title='Duvar Ustası'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-116614039717478937</id><published>2006-12-14T15:47:00.000-08:00</published><updated>2006-12-14T15:55:27.360-08:00</updated><title type='text'>Sigur Ros</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3331/3161/1600/455033/sigur%20ros.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3331/3161/320/520213/sigur%20ros.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gök 7 katsa eğer, bunlar göğe kaçak kat çıkmış bir gruptur kanaatimce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğün yedi buçuğuncu katında ikamet ederler ve bu katta yer alan gizli geçitten bizi geçirerek(burda "Being John Malkovich"e inceden dokunduruyorum) varoluş ile yokoluş arasında yer alan, maddi tüm kaygı ve algılardan arınmış farklı bir boyuta ruhu ışınlarlar. Müzikleri huzur, uyku, sakinlik, İskandinav fyordu dinginliği, koyun yoğurdu bezginliği, intihar öncesi arka fon müziği etkisi falan yaşatmaz. Müziklerine ille bir tat, doku ya da efekt eklenecekse ve bunun grubun İskandinav genleri ile alakası olması gerekiyorsa, yaptıkları müziğe dair en uygun pastoral tanım dev buzul dağlarından kopan parçaların denize düştüğü an olabilir bence. Algılarımızın dışındaki bir soğukta bile erimeyi başarıp, ıssızlığın sessizliğini coşkulu ve ürkütücü bir çatırtıyla bölen bir kütlenin, geldiği yere yani suya karıştığı an...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakin ritmleri aniden yaran ürpertici sertlikte gitar riffleri, vokalin uyku-öncesi-masal-anlatan-melek tonundan, hüzünle-ağlayan-kaybeden tonuna keskin geçişi ambale edici.Roskilde 2006'da bu ermiş kuzeylileri canlı izleme şansına erişerek yarattıkları atmosferi, sağımda solumda sessizce ağlayan İskandinavların gözyaşlarında gözlemleme imkanı buldum. Kusursuz müziklerine şahane yedirdikleri ışık efektleri ve çarpıcı görselleri ile beni benden, izleyen herkesi de dünyadan alan bir performans sergilediler. Konser sonunda 90 derecelik açı yapan tüylerimiz, gözlerimizde düşüp düşmemek konusunda kararsız gözyaşları, alkışlamaktan kızaran ellerimiz ve boyutlar arası transferin etkisiyle nerede olduğunu şaşıran bilinçsiz algımızla kalakaldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigur Ros = Ruhi ışınlama makinası (İzlandaca)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-116614039717478937?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/116614039717478937/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=116614039717478937&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116614039717478937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116614039717478937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/12/sigur-ros.html' title='Sigur Ros'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-116614003331139689</id><published>2006-12-14T15:37:00.000-08:00</published><updated>2006-12-14T15:47:13.333-08:00</updated><title type='text'>Ms John Soda</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3331/3161/1600/157787/b000ehpy2s012su.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3331/3161/320/481876/b000ehpy2s012su.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gece yarısından sonraki zaman dilimleri... Kuzey enlemlerinde yaz günleri, hava zifirden nasibini alamıyor... Roskilde 2006'da ben, bizzat ve kendim geziyoruz. Çadır ortaklarımın ikisini Tool'a kaptırmışım. Mütevazi bir sahnede, kendi halinde bir seyirciye tıngırtadan, balık etli, gitar tutan elli bir hatuna denk geliyorum. Yanında da sabahki performansına şahit olduğum Alman abimiz... Yapışıp kalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ms. John Soda;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Notwist ve Tied and Tickled Trio'dan Micha Acher'in (kendisi projeye doymak bilmeyen, deneysel bir müzik bilimadamı maşallah) ve Couch'tan Stephanie Böhn'ün gaz yapmayan limonlu füzyon sodası kıvamlı, ferahlatan grupları... Stephanie Böhn'ün çömez ilkokul öğretmeni imajlı mütevazi haline pek yakışan melankolik sesinin, çekingen ve utangaç gitar tutuşunun, her şarkı bitişinden sonra melül melül bakarak, utana sıkıla ettiği teşekkürlerin sempatikliğini, yine mütevazi, fakat oturaklı bir ağır abi duruşuyla dengeleyen Micha Acher, "dans mı etsem, yerimde mi salınsam, yoksa beyin kıvrımlarım arasında aerobik mi yapsam?" çıkmazlarına sürüklüyor şahsımı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-116614003331139689?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/116614003331139689/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=116614003331139689&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116614003331139689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116614003331139689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/12/ms-john-soda.html' title='Ms John Soda'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-116613930744742363</id><published>2006-12-14T15:28:00.000-08:00</published><updated>2006-12-14T15:35:07.456-08:00</updated><title type='text'>Sıkılmaktan sıkılmak...</title><content type='html'>İçim kurudu be! Kuruluk kaşıntı yaptı, rahatsızım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koşturmaca, bu "n'olcam ben?" halleri, bitmeyen bir hoşnutsuzluk, sıkıntının lüks olduğunun bilincinde olma haline rağmen mengene ile sıkıştırılan beyin salatası ziyafetleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi hazırdan yiyeceğim ve ruhumun orgazmik lezzet kombinasyonu olan müzik ve yazıyı harmanladığım geçmiş zaman gözlemlerimi ve nacizhane yorumlarımı buraya aktaracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maksat, "birşey yapmış olma" hissine yakın temasta bulunmak ve Kuzey enlemlerinde kulağıma yaptığım pas silme operasyonlarının takım raporlarını tutmak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-116613930744742363?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/116613930744742363/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=116613930744742363&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116613930744742363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/116613930744742363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/12/sklmaktan-sklmak.html' title='Sıkılmaktan sıkılmak...'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115496630598035687</id><published>2006-08-07T08:03:00.000-07:00</published><updated>2006-08-07T09:17:50.456-07:00</updated><title type='text'>Bangir Bangir Meditasyon</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/kangu.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/kangu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Muzik ruhun gidasiysa eger, ben kendilerinin obezi olmak istiyorum mumkunse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinlerken damarlardan &lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;kan&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; yerine &lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;color:#33ff33;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;groove&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; akıtan, kangru misali insani zip zip ziplatan, karamürsel sepeti tadındaki bu grubu yaklasik 1.5 yildir elime gecen her firsatta ve her ortamda denk getirip dinlemeye ve izlemeye calisiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilk izledigimde cahildim, bozkirin enerjimi yuttugu bir donemde, Ankara Saklikent'teydim. Ilk kesif, ilk saskinlik... Bu kadar eglendiren grup var miydi Turkiye'de?! Hayret!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikinci ve bilincli seyir ise Bodrum &lt;span style="color:#33ccff;"&gt;&lt;strong&gt;Mavi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;'de. Minimum, lakin optimum bir set-up ile ortalığı bangır bangır gümleten bir davulcu (Mert Onal), yer darlığından amfinin üzerinde oturup babacan ve ağır abi tavırlarla çalarken derin seslerin efendisi üslubu ile müziğe keyifle eşlik eden bir basci (Alp Ersonmez. BAL '92 mezunu. Bu yuzden ayri severim kendisini), klavyede parmak yalatan bir yetenek(Can Cankaya - ki o simdi asker, yerine Serhat Ersoz bakiyor), vokalde ise aşmış, gitarda kopmaya müsait, genç kızların sevgilisi hiperaktif bir şahsiyet(Bora Uzer)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bodrum'un yüksek libidolu, yapis yapis havasından insanı uzaklaştırıp, bünyeye serin ve derin bir nefes alma imkanı veren, lakin fiyatları ile nefes darlığına neden olan mekanı Mavi Bar'i her akşam ağzına kadar doldurup, sokaktaki trafik akışını bile zaman zaman engelleyen bir seyirci birikimine neden olan, hareketli parçalar sırasında bilimum kas ve ekleme giden sinir uçlarının kontrolünü ele geçiren, şarkıları orjinalinden daha güzel çalan, dinlemeye doymak istemediğim ama Mavi'nin fahiş fiyat politikası yüzünden hevesimi kursağıma yapıştırarak haklarında aza kanaat ettiğim, eğlenirken eğlendiren insanlar grubu oldu benim icin Kangroove. Bu tanimla, 2005 yazinin beynimdeki islak betonuna 45 numara ayak izi biraktilar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz 2006... Yine Bodrum. Bu civir mekana tekrar gitme tercihimizin en onemli sebeplerinden biri yine Kangroove. Ilk aksamdan Mavi Bar'i kolacan ediyoruz, lakin erkenciymisiz. Kangroove daha 3 hafta kadar tesrif etmeyecekmis. Olsun, biz kendilerini Mavi'de yakalama ihtimalini sevmistik zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine takipteyiz ve mutlu son!&lt;br /&gt;Tarih: 5 agustos 2006. Mekan: &lt;span style="font-family:courier new;font-size:130%;color:#ffcc00;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Cesme Kum Beach&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;Cesme'nin issiz, bol kumlu, elektriksiz bir kumsali burasi. Siyah gokyuzu, floresan ay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekana ilk biz gelmisiz, oylesine gazdayiz. Bir masada tavla atan uc kisi var, hepsi bu. Konser oncesi icin abzurd bir atmosfer... Ama konser iptal olur mu, mekan aile cay bahcesine doner mi korkulari bir saat kadar sonra kayboluyor. Ortam inceden doluyor, ama yine de tas catlasa 50 kisi var. Sahsen ben gece boyunca bu durumdan hic sikayetci olmadim. Bu sayede konserin samimiyet katsayisi artmis oldu. Durgun seyircinin yarattigi bosluklari Cengo ile ense izlemek zorunda kalmadan, en onde, ferah ferah doldurduk likit hareketlerimizle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesme'deki performanslarindan sonra Kangroove icin yeni bir tanim yapiyorum: Tum kumlarimi ve kurtlarımı döktüren, izlemeye asla doyamadığım, aşure tadında, enfes icracilar topluluğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden aşure? Cünkü bu adamların hepsi kendi çaplarında, müzik camiasında tuttuklarını ayrı ayrı koparmaktalar. Lakin bi araya geldiklerinde başka bir tat, başka bir doku yaratmaktalar ki yılın en enerjik ve en kutsal 3 aylarinda, yani cayır cayır kavuran bir yazda, dans ile ter attırarak bünyenin hararetini alip ulvi bir is yapmaktalar. Bir kurufasulye, bir nohut, bir buğday, bir şeker pişmeden bir araya geldiklerinde imkansız kombinasyon gibi duruyor, ama tencerede kaynayınca kutsal bir yemek oluyor ya, Kangroove elemanlarının kutsal eğlence tarifi de bu karışımın notalı versiyonu işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bora Uzer, interaktif bir şahsiyet. Bu sebepten grubun performansı seyircinin gazına ve kinetik enerji seviyesine göre değişiyor. Kum Beach'teki ortamda uyuz ve sayıca az bir seyirci topluluğuna karşı inatla ve avaz avaz caldi Kangroove. Bu endorfin ve adrenalin yuklu, anti-depresan etkili müziğe karşı uyuyabilen şahsiyetler de mevcuttu ortamda, lakin Bora Uzer kendilerine inceden ayar verip gözünün önünde enerji emici olarak duran bu şahısları yataklarına yollatarak, pirinçten taşı ayıkladı performansin ortalarina dogru. Uyuz uyuz kafa sallamaya değil gerçekten eğlenmeye gelmiş bir avuç seyirci kitlesinin bir ferdi ve Kangroove gazını 1 yıldır içinde biriktirmiş biri olarak sahnenin önünde oynatmadığım omurgam, kırmadığım gerdanım, çatlamamış ses telim, çalışmamış ter bezim kalmadı. Ozetle dagittim! Ustelik yari uykulu seyirciler icindeki en hiperaktif sahsiyetlerden biri olarak sanki sahsima ozel bir konser izliyormusum havasina bile girdim. Bir ara sarkilardan birinin gazına gelip avaz avaz bağırırken, şarkının güftesi sebebiyle farketmeden soyunmak istediğimi bile belirtmişim (bu teshirci sarki, Hot in Herre). O anda cirtlak sesimin baskinligini duymak cok urperticiydi dogrusu! Yani o kadar koparıyorlar insanı ipinden, insan farkina bile varmiyor!! Konser sonunda tum toksinlerimden ve beynimin icindeki kara deliklerden arinmis bir halde MUTLUYDUM ve HUZURLUYDUM. Tepinerek de meditasyon oluyormus demek ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grubun tüm elemanlarına yürüttükleri başarılı sinir ve dert alma operasyonundan dolayı teşekkürü borç bilir, yakaladigim ilk konserlerinde yine en onde tepinecegimi ve bundan asla bikmayacagimi bildiririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Yazidaki Turkce karakter eksikligi ve duzensizlik su an kullanmakta oldugum klavyenin kabiliyetsizliginden kaynaklanmaktadir. Verdigim gecici rahatsizlik icin ozur diler, yazimdaki Turkce karakter eksikligini Bora Uzer'in sarki aralarinda yaptigi Ingilizce konusmalara bir igne olarak batiririm. Turkce klavyeye kavustugumda yaziyi onaracagim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115496630598035687?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115496630598035687/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115496630598035687&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115496630598035687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115496630598035687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/08/bangir-bangir-meditasyon.html' title='Bangir Bangir Meditasyon'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115487400298625111</id><published>2006-08-06T06:33:00.000-07:00</published><updated>2006-08-07T06:15:11.943-07:00</updated><title type='text'>Uyuşukluğu yenme çalışmaları 1: ROSKILDE</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/orange%20bos.0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/orange%20bos.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bünyeleri iyice uyuşturan, insanı yüksek ateşte pembeleşinceye kadar kavuran sıcak havayı mı yoksa doğuştan baskın gelen tembel Egeli genimi mi suçlasam bilemiyorum. Sebebini bilmediğim bir şekilde, üniversiteye girdikten sonra faili meçhule kurban giden hırslanma yeteneğimin yokluğu da bünyemi yavaşlatmış olabilir. Ama istediğim ve kafaya koyduğumdan emin olduğum konuları bile erteliyor oluşum fena halde nefret ettiyor kendimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ertelemeyi erteleyerek, uzun zamandır kafamda olan şeyleri kelime formatında sanal aleme aktarmaya heves ettim. Fazlasıyla öznel olan Roskilde yazı dizime başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/ayi%20adam.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/ayi%20adam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 derecelik sıcaklığın “yaz” diye adlandırıldığı diyarlarda festivalin nasıl tanımlanacağından pek emin olamadığım için Roskilde bileti almakta bir süre tereddüt etmiştim. Zaten festivallik kafa dengi insan da henüz mevcut değildi. Ama hadisenin rakamsal büyüklüğünü (100.000’den-yazıyla yüz bin- fazla insan, 180 müzik grubu, 6 tane sahne, 162.000 metrekare festival alanı, 189.600 metrekare kapalı alan, 779.000 metrekare kamp alanı, yani toplamda 1.438.222 metrekarelik devasa ve mahşeri bir ortam) farkedip, basın tarafından son 10 yılın en iyi line-up’i olarak kabul edilen grup listesini görünce ve şans eseri gecikmeli olarak tanıştığım rakı muhabbeti kıvamında iki insanın(Ömer ve Serkan) kaybedilmemesi gereken insanlar listeme dahil olmasıyla, festivale yaz günü sıcaktan pişik olmuşken eve gelip dolapta keşfedilen koca bir tabak soğuk karpuz muamelesi yaparak, karpuzları ısıtmadan, biletimi festivalin başlama tarihinden bir buçuk ay kadar önce aldım ve odamın en sakin köşesinde duran bir defterin ilk sayfasının içine itinayla yerleştirdim. Maksat biletimin çekebileceği kem gözlere hedef şaşırtmak. Kim bakar ki defterin içine?! Danimarka’da harcamalarımı rölantiye alıp, Türkiye’dekinden çok daha masrafsız bir insana evrildiğim için Roskilde Festivali’nin bilet fiyatı, gayri safi şahsi hasılamda önemli bir gedik teşkil etmekteydi. Bu nedenle bilete “yangında ilk kurtarılacak” muamelesi yapmam şarttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlatma amacıyla belirteyim; Roskilde Festivali 36 yıldır Danimarka’nin Roskilde şehrinde düzenlenen, Kuzey Avrupa’nın en büyük müzik festivali. Az önceki rakamsal verilerden de anlaşılabileceği üzere hadise büyük ve fazlasıyla mühim bir organizasyon. Olayı daha anlaşılır kılmak için şöyle bir açıklama yapayım. Danimarka’nın nüfusu 5,450,661(Temmuz 2006 tahmini, &lt;em&gt;https://www.cia.gov/cia/publications/factbook/geos/da.html&lt;/em&gt;). Danimarka’nın başkenti ve en kalabalık şehri Kopenhag’da 502,362 insan yaşıyor(&lt;em&gt;http://www.sk.kk.dk/english/tal_faktaUK/befolkning.html&lt;/em&gt;). Benim yaşadığım Aarhus (Danimarka’nın ikinci büyük şehri) ise sadece 250.000 insandan ibaret. Yani Roskilde, yaklaşık 110,000'lik nüfusuyla kendi başına bir şehir teşkil ediyor, ama bu şehir kısa ömürlü; malesef son kullanma tarihi üretim tarihinden bir hafta ve bir gün sonra... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte Roskilde'nin mahşeri kalabalığından birkaç örnek: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/kalabalik.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/kalabalik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/mahser.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/mahser.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/orange%20eller%20havaya.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/orange%20eller%20havaya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Roskilde Festivali’nin organizatörleri olayı “8 günlük bir parti” olarak tanımlamışlar ki bir şey ancak bu kadar güzel özetlenebilir, takdir ediyorum. Benim bu tanıma ekleyebileceğim başka bir sıfat tamlaması da şu olabilir; “8 günlük bir histeri nöbeti”. Aşağıdaki fotoğraf nöbet geçiren bir şahsiyetin nasıl göründüğünü çok güzel özetliyor. Bunu, Roskilde Festival'inin resmi internet sitesinde yayınlanan 2005 yılındaki festivale ait fotoğaflar arasında buldum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/hans_bruntt.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/hans_bruntt.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu delilik halinin semptomlarına az sonra değineceğim. Önce teknik bilgi ve ön bilgilendirme:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu senenin baba grupları (listeye önceki post’lardan birinde verdiğim internet andresinden bakılabilir) festival tarihleri olarak açıklanan 29 Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında çıktılar. Ama kamp alanının kapıları 25 Haziran’da, yani kallavi konserler başlamadan 4 gün önce açıldı. Bendeniz ise ortama 27 Haziran günü teşrif ederek hem esas festival öncesi yaşanan rahat ve dertsiz zamanın, hem de festival günlerinin bol koşturmalı, panik atak halinde sahneden sahneye koşturmakla geçen sidik tozu aromalı günlerinin tadına bakma şerefine eriştim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hadisemiz, yani festivalin anlam ve önemi, müzik. Ama 8 gün müzik yoğunluğu açısından homojen bir yapı sergilemiyor. 25 Haziran’dan 29 Haziran’a kadar “junior band” denilen ve -ağırlığı Danimarka’dan olmak üzere- İskandinav, çıtır grupların çaldığı mini konserleri izleyebiliyoruz. “200” isminde Fareo Adaları’ndan politik ve punk bir gruba denk geliyoruz ilk olarak. Fareo Adaları, Danimarka’ya bağlı özerk bir yönetime sahip. Danimarka çaktırmasa da fazlasıyla emperyalist bir devlet aslında. En basitinden, Grönland da Danimarka’ya ait ve bu sayede Danimarka, Almanya’nın başına kondurulmuş bir kuş yuvasını andıran coğrafi imajından kurtulup, toprak bakımından Avrupa’nın en büyük ülkesi haline gelebiliyor kendi boyuna posuna bakmadan! Ama Grönland ne derece Avrupa’dır ve Avrupa’dadır, bilemiyorum. Kavram karmaşına girmeden, konuma döneyim. 200, Fareo Adaları’nın bağımsızlığını savunan, aktivist ve politik sanatçı arkadaşlardan oluşuyor. Her şarkıdan önce kallavi bir küfürü (bunu Danca söyleyince daha da berbat oluyor!) basıp, akabinde “bu şarkıyı ağzına s.çtığımın Danimarka dışişleri bakanı için yaptık!”, “sıradaki eserimiz bağırta bağırta becermek istediğimiz Danimarka hükümeti için!” gibi cümlerle parçaya giriş yapıyorlar. %99’u Danimarkalı olan izleyiciler de buna alkışla, pogoyla ve yüksek irtifa sıçrayışlarıyla katılıyorlar. Bu durum, Danimarkalılar'ın sürekli savundukları ve fazlasıyla benimsediklerine kendilerini inandırdıkları düşünce özgürlüğü kavramının evrimin en üst basamağındaki hali midir, yoksa festival boyunca damarlarda akan alkolün uyuşturucu etkisi midir bilemedim. Ama Roskilde boyunca alkolün azdırıcı etkisinin, uyuşturucu etkisinden daha baskın olduğunu gözlemlemiş biri olarak sanırım tercihimi az önceki cümledeki ilk seçenekten yana yapacağım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;200 dışında çıtır grup örneği olarak Vincent Van Go Go isimli coşturucu Dan bir grubu ve yaptıkları müziği “modern zamanların Kopenhaglı, şehirli, country-pop müziği” olarak tanımlayan, Marie Key Band’i izledik. Bunun dışında festival başlayana kadar geçirmemiz gereken iki gün, Roskilde şehir merkezindeki marketlerden zulalanarak, festival ortamını keşfederek, tuvalet sırasında bekleyerek, akşam sinemaya giderek (evet, ortam da bir de sinema mevcuttu) ve Danlar’la duman altı gece sohbetlerinde kaynaşarak geçti. Ama tabi yüz bine yakın insanı 4 gün boyunca oyalamak zor olduğu için adamlar festival için herşeyi düşünmüşler. Fazla enerjinin bünyeden atılması için spor aktiviteleri ve atölye çalışmaları organize edilmiş, ‘sesim berbat ama kime ne!’ diyenler için karaoke alanı oluşturulmuş, çekirdek çitlemeye müsait, mütevazi bir sinema çadırı hazırlanmış, kamp alanlarının ortalarında oluşturulan ve Agora denilen mekanların her birinde bazısı mesaj kaygılı olmak üzere birbirinden farklı atraksiyonlar (örnek: aids ve sex’e hayır –imalı bir duruş-, bilim, tarih, sessiz alan, balık tutma, kitap ve öykü, yüzme, enerji ve çevre, sanat, konuşma köşesi-bir nevi ‘Benim de Söyleceklerim Var’ aktivitesi-) düzenlenmişti. Sirk bile vardı be! Gerçi ben insanları daha çok, sınırlarını çadırlarının çizdiği küçük komünlerinde daimi bir piknik havasında gözlemledim. Kahvaltı ile bünyeye alınmaya başlayan alkolün kıvam artırıcı etkisi sayesinde, tüm gün boyunca muhabbet edip, mangal yapmayı tercih ediyordu birçoğu. Ama maalesef, Danlar’ın gün içinde dönüştükleri yüksek promil hale ayık kafayla katlanmak mümkün değil. Sırf bu yüzden, içesi olmasa bile içesi geliyor insanın. Danlar’ın sarhoş kimlikleri üstüne apayrı bir yazı yazabilirim bir ara.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/kamp%20ortami.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/kamp%20ortami.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kamp ortamındaki keyif halinden "herşey dahil" bir görüntü üstte mevcut.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk birkaç gün marketten aldığımız yiyeceklerle karnımızı doyurduk. Ama sonrasında kamp ve festival alanı içindeki Halil İbrahim Sofrası seçenekli mekanlardan faydalandık. İçkiyi de yanımızda getirmiştik. Kamp ve festival alanına yiyecek, içki, su, mangal...vb. sokmak yasak değil. Kapıda kontrol bile yapılmıyor. Bizim de marketten aldığımız 4 şişe şarabımız ve bir kasa biramız vardı, ama biralar güneşin altında fokurdayan çadır içinde durunca çekiciliklerini yitirdiler. Uzun bir süre(4 gün!) tirbüşon bulamadığımız için, şaraplardan da yoksun kaldık. Elimizdekilerden faydalanamayınca, mecburen ara ara tüketim moduna geçip festival sponsoru olan Tuborg'un buz gibi biralarını höpürdettik, 500 ml'si 30 DKK'a(yaklaşık 6-7 YTL). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, hadise 8 günlük bir histeri nöbeti dedim ya, dediğim şeyin altını doldurayım hemen. Roskilde’de çabucak alıştığımız iki mevzu oldu. Bir tanesi daimi ve kesif sidik kokusu, ki buna alışmada benim bilinçli yaptığım bir şey yok. Koku hücrelerinin tembelliği sayesinde yırttık %80’i kuru sidikten ibaret tozlu havanın aromatik kokusundan. Yani benim müdahele edemediğim, biyolojik bir hadise bu koku duymama. Alıştığımız ikinci mesele ise işeyen insan figürü ki bu zaten ilki ile bağlantılı. Aslında etrafta, özellikle erkek fizyolojisine uygun, bol miktarda tuvalet ve pisuar mevcuttu. Ama burada 100.000 insandan ve hatta %80’i her daim bira içen 100.000 insandan bahsediyoruz!! Yani mesane ferman dinlemiyor, tuvalet sırası çok acı! O yüzden koskoca Roskilde Festival alanı 2 gün içinde devasa bir açık hava tuvaletine dönüşüyor. Her türlü çalı arkası, hatta çalı olmasına gerek yok, ayağın bastığı her yer bir tuvalet olarak algılanıyor, böylece “ayak yolu” lafı manasına kavuşuyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Orta Çağ’da bu ecnebi evlatlarının atalarının neden vebadan kırıldığını anlıyorum ve ortalığa işeyen her insan figürü karşında “oha, yuh” gibi tepkiler veriyorum en başta. Ama ikinci günün sonunda herşey normalleşiveriyor. Pantolonunu sıyırıp yol kenarına çömeşen kızları bile umursamaz oluyoruz. En fazla erkek ve kadın işemesinin fizyolojisi üstüne 5 dakikalık bir muhabbet çeviriyoruz, minik Roskilde grubumuzun tek dişi bireyi olarak erkeklere “ben yol ortasına işeme ferahlığına henüz geçmedim ve geçmeyi de düşünmüyorum. Ama ben tuvalet sırası beklerken siz çiçekleri sulayabiliyorsunuz, şanslı mahluklarsınız” diyerek tartışmayı noktalıyor ve şikayetimi evrim teorisine haykırıyorum. Üçüncü gün artık işeyenleri bile görmez oluyoruz. Sadece çiş birikintilerine ve çamurlarına basmamaya çalışıyoruz hepsi bu... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçenlerde internette Rock ‘n Coke’taki tuvaletlerin kokusundan ve yetersizliğinden şikayet eden bir yazıya denk geldim. Ben henüz bir Türk festivali tadamadım (ki Roskilde, ömrü hayatımda gittiğim ilk festivaldi zaten), ama eminim ki bizdeki koşullar çok daha Ayşe Teyze'lik, çok daha sterildir, çünkü pasif İskandinavlar’ın (soğuktan ruhlarının donmuş olduğu kanaatindeyim) aksine durumdan şikayet edince agresifleşen,  heyecanlı, yaşayan ve tepki veren bir halkız. Yani tuvalet ve bilimum altyapı konusunda tepki çekmemek için Türk organizatörler çok daha fazla dikkat ediyorlardır, eminim. Zaten fazla steril, hijyen meraklısı insan festivale gitmesin kardeşim. İlkelliğin, rahatlığın ve umursamazlığın güzelliğini de görmek lazım. Kirlenmek güzelmiş cidden!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Roskilde’yi fiziki olarak özetlediğim bu nacizhane yazımın devamı, festivalin anlam ve önemine uygun olarak, pek tabi ki müzik ve alt kümeleri (sahneler, gruplar,...vs.) üzerine olacak. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz konserin başlamasını sabırla bekleyen arkadaşları örnek alıp, beklemede kalınız. Sabır erdemdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/beklesenler.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/beklesenler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115487400298625111?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115487400298625111/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115487400298625111&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115487400298625111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115487400298625111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/08/uyuukluu-yenme-almalar-1-roskilde.html' title='Uyuşukluğu yenme çalışmaları 1: ROSKILDE'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115300196105125724</id><published>2006-07-15T14:57:00.000-07:00</published><updated>2006-07-15T15:19:21.056-07:00</updated><title type='text'>Seferiyim</title><content type='html'>Türkiye'ye döndüm, ama hala ve inadına seferiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün İzmir, iki gün Foça, iki gün Ankara ve şimdilik limiti bir haftaya giden İstanbul çıkartması. 36-42 kuzey paralelleri, 26-45 doğu meridyenlerindeki mobil faliyetlerimin 1 haftadan hallice bilançosu şimdilik böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle üre ve ürik asit bağlamında Roskilde anlatılacak. Akabinde tuhaf tesadüfler üstüne kafa yorulacak (kırk yıldır arkadaş bildiğin birisiyle 2. göbekten kuzen çıkmak mesela). Sonra Foça'da balık değil deniz tutturan sandal sefası, Ankara havası, vize işkencesi, gençlik nostaljisi ve pek tabi ki İstanbul (beni oraya bağlayan onca şeye rağmen bi türlü kavuşamadığım şehir) yazılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plandan, tasarıdan, boş zaman ve yaz teorilerinden geçilmiyor beynimin ortalığı. Eylem zamanı!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115300196105125724?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115300196105125724/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115300196105125724&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115300196105125724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115300196105125724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/07/seferiyim.html' title='Seferiyim'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115053269634056076</id><published>2006-06-26T16:19:00.000-07:00</published><updated>2006-06-26T07:30:46.013-07:00</updated><title type='text'>Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/udsolgt_8.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/udsolgt_8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Şu üstte görünen resimdeki Danca söz öbeği diyor ki;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Roskilde Festival biletleri tükendi! &lt;/p&gt;&lt;p&gt;29 Haziran - 2 Temmuz arasında kulak pasımı zımparayla kazıtmışçasına yok edecek bir ortamda olacağım. Çadır ve uyku tulumu kapıya yakın bir şekilde mevzilendi. Gidişime saatler var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yılki kulak pası silicilerinin tam listesi için lütfen bakınız;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.roskilde-festival.dk/object.php?obj=539000c&amp;code=1"&gt;http://www.roskilde-festival.dk/object.php?obj=539000c&amp;amp;code=1&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani bu şu demek: Aradığınız kişiye şu an ve uzun bir süre ulaşılamıyor olabilir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Temmuz'a 4 gün kala inadına yaşanan ıslak ve sağnak sonbaharda, deli DANaların ve 75.000 insan evladının arasına çamur banyosuna gidiyorum gecesiz diyarlarda. Roskilde çamuru cilde iyi geliyormuş!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115053269634056076?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115053269634056076/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115053269634056076&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115053269634056076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115053269634056076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/06/aradnz-kiiye-u-ulalamyor.html' title='Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor...'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115065563751236486</id><published>2006-06-18T11:26:00.000-07:00</published><updated>2006-06-19T07:18:04.000-07:00</updated><title type='text'>İlim, irfan...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/kucuk.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/kucuk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi kendini güneşte evire çevire cazır cuzur kızartmaya başladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi hala masa başında oturup astral bedenini tropik adaya hindistan cevizi kabuğundan kokteyl içmeye gönderiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi karpuzun çekirdeklerini yeyip yememe ikilemi içinde kaybolmuş durumda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi de kırmızı çizgili pijamasıyla mükemmel bir uyum yakalamış ancak kimlik bunalımına girerek mangal yelleyici vazifesi görmeye başlamış cart kırmızı faraşı bir eliyle tutarken, diğer eliyle çay bardağına koyduğu susuz rakıyı kafaya dikmekle meşgul...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense inadına öğrenciyim, inadına finallerim var, inadına makale yazıyorum... Üstelik haziran ortasında hala depresyon hırkamı giyiyorum, hala karpuz yemedim ve hala beyaz peynir kıvamında tenim... Üç günlük güneşin getirdiği amele yanıklarım ve ben hala yazı bekliyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rölantideyim bir süre. Dönüşüm muhteşem olacak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115065563751236486?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115065563751236486/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115065563751236486&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115065563751236486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115065563751236486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/06/ilim-irfan.html' title='İlim, irfan...'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115063147678047313</id><published>2006-06-18T04:30:00.000-07:00</published><updated>2006-06-18T15:20:17.193-07:00</updated><title type='text'>Azimle defekasyon mermerde perforasyon</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yazmak:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kimsenin elini bileğine kadar bile sokmaya cesaret edemediği karanlık ve ürkütücü bilinçaltı balçığına, dipten kum çıkarmak için çırılçıplak komple dalabilmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri soğandan beter yakan anıları yarım ay şeklinde doğrayıp, kızgın metafor yağında pembeleşinceye kadar çevirmek ve içine tuz niyetine bir tutam gözyaşı eklemek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmadığında nefessiz kalıp boğulacağını hissetmek, yaptığında Kaz Dagları'nda üç hafta oksijen kürü yapmışçasına net, açık ve parlak bir zihne sahip olduğunu farketmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama en nihayetinde, ruh kabızlığından kurtulma hali yazmak... Yani bir nevi &lt;em&gt;defekasyon&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen, yazmazsam ruh kabızlığından tıkanıp kalacağımı hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir keresinde bir arkadaşıma, "Bu kadar şey yüklüyorum içime, ama o kadar birikti ki artık patlamaktan korkuyorum. Dışarı doğru patlarsam, sorun yok... Ama içeri-içime-derinlerime doğru patlarsam kötü olacak, gaz birikmesinden infilak eden çöplük gibi olacağım" demiştim. O da bana "Manyak mısın? İçine patlamak ne demek?! Hayatın içine boşal!!" demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günden beri yazmak, ruhi boşaltım sistemimin önemli bir parçasını teşkil etmekte. Daha doğrusu, ben bu gerçeği bu muhabbetin ertesinde farkettim. Yazmak, ruh kabızlığından kurtarıyor beni sanırım. İshal olmamaya dikkat ediyorum tabi ki bir yandan da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşaltım sisteminin sıhhati ve ferahlığı için düzenli ve dengeli beslenmek (algı borusunu açık tutarak çeşitli yaratıcı besin kaynaklarından faydalanmak) ve bol posalı yaşamsal deneyimleri iyice sindirmek şart. Gaz atımları da, yani büyük çıkarımdan önce notlar almak, sağa sola birşeyler karalamak da faydalı olabiliyor. Ama tabi ki en mühimi düzenli bir defekasyon işlemi... Sistemi mükemmele eriştiren ve asıl noktayı koyan o!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115063147678047313?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115063147678047313/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115063147678047313&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115063147678047313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115063147678047313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/06/azimle-defekasyon-mermerde-perforasyon.html' title='Azimle defekasyon mermerde perforasyon'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115041625941723225</id><published>2006-06-15T16:57:00.000-07:00</published><updated>2006-08-21T15:06:28.766-07:00</updated><title type='text'>Bir teselli ver...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/aalborg.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/320/aalborg.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gurbette olma hali insanı melankolik hislere sürükler bazen. Kuzey coğraflarının zaman ve ışık algısının şakülünü kaçırtan mavi-lacivert yaz gecelerinde saate inat erkenden aydınlanan -aslında hiç kararmayan- gökyüzüne bakıp, Samanyolu'nun altında kaybolduğum karpuz ve çiğdem kokan İzmir gecelerini hatırlıyorum mütemadiyen. Böyle anlarda tanıdık bir ses olsun yanımda istiyorum, ama fasıl, arabesk ve klasik Türk müziği namelerinden başka bir şey bulamıyorum çekiç-örs-üzengi kemiklerimi titreten. Bir teselli arıyorum kendi yaptığım tercihlerin belirsiz sonuçlarına bakarken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Orhan Gencebay'ın bir şarkısı aklıma geldi şakülümün böylesine kaçık olduğu bir anda. "Bir gün içki dolu vücudum musalla taşına konduğunda..." diye başlıyordu parça Orhan Baba'nın vakur ama gururlu konuşma sesiyle. Kendi mutsuzluğunun ve günahkarlığının farkında olma hali... Hata yapmadan normal olunamayacağının bilincinde olma hali... Yine de af dilemeye sonsuza kadar hakkı olduğunu bilme hali... Yani "insanlığını" hücrelerinde hissetme hali...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşüncelere gark olmuşken, yaklaşık bir sene kadar önce Nurdan Gürbilek'in Vitrinde Yaşamak adlı kitabında okuduğum bir makale sebebiyle (fazlasıyla) gaza gelip, Orhan Gencebay hakkında yazdığım bir yazıyı hatırladım. Ermişlik ve aşmışlık halinin en kallavi, en oturaklı, en mütevazi örneği olduğu için Orhan Baba'ya selamımı çakıyorum bu yazıyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yüce duyguların insanı, kaybolan değerlerin Don Kişot'u, mazinin en taş şövalyesi... Biricik hayat arkadaşının üstüne titreyen beyaz atlı bir prens, yani çocuğunun annesinin topuğuna kurşun sıktıran bir imajın anti-tezi... Taşralaşmamış bir mazinin şehirli ama halktan sesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaderci karakterine rağmen hayata kibarca isyan etmiştir hep Orhan Gencebay. Şarkılarının temelindeki isyan, toplum içindeki konumundan (sosyal sınıf, statütü,...vs) kopmak yerine, sahip olduğunun kıymetini bilip, bunların kalitesini yükseltmeye çalışan, kadirşinas ve gözü tok insanların değişme isteklerinin müzikal tercümesi olmuştur hep. Ancak bu değişim isteği, "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" kılıklı bir felsefeyi asla benimsememiş, aksine toplumdaki aksaklıkları öne çıkartıp, belli prensipler çerçevesinde sınırlanmış bir evrimi amaçlayan, 'onlar gibi olmak'tansa 'onlarla eşit olmayı' isteyen bir isyanın içinde büyüyüp serpilmiştir. Bu yüzden, fakir ama yine de mutlu olabilen insanların 'zenginler gibi olmak' değil, 'zenginlerle eşit olmak' isteklerinin denizfeneri olmuş, 1970'lerin sol umudunu hala yaşattığı isyankar ortamında parlamıştır Orhan Gencebay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halka benzemeyen, ama halk için varolan bir müzik aydınıdır o. Halkın içine dışardan karışan, eğitimli, görgülü ve "şehirli" olmasına rağmen halk adamı olmayı başarabilmiş ideal kurtarıcı tipi sayesinde, dönemin sol hareketinin ruhu ile eklemlenmiştir Orhan Baba'nın varlığı. 1980'lere gelindiğinde ise şövalye, imparatora yenik düşmüştür malesef. Ama yine de ne yolundan şaşmış ne de tarzından ödün vermiştir. 80'lere gelindiğinde değişen, toplumun kendisi olmuştur aslında. 1970'lerin alevli halkına 1980'lere gelindiğinde zenginlerle eşit olmak yetmemiş, zenginin kendisi olmak dart tahtasının göbekteki halkası haline gelmiştir çoktan. Bir zamanlar işten attılan fakir ama gururlu genç, onurunu kurtardıktan sonra eski patronunun karşısına çıkıp, 'yıkılmadım, ayaktayım' diyerek intikam almak yerine, zengin olup fabrikayı almayı tercih etmeye başlamıştır. Gücün para olduğu bir sistemde, onur ve gurur ancak enayilerin önem verdiği, kaybetmeye mahkum görülen bir ideolojinin hayaletleri haline gelince, Orhan Baba'ya da kılıcını kayaya saplayıp, halkın arasından çekilmek düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmparator İbrahim Tatlıses ise halk adamı değil, aslında halkın ta kendisidir. Toplumun hayal aynasını, imparator elinde tutmaktadır artık. Fakir, eğitimsiz, umutsuz ama gururlu insan bu durumuna isyan edip, sistemi sarsmak yerine, sistemin açtığı çeşitli yollara saparak şansını denemeye karar vermiştir çoktan. Hatta sistem bu açıdan yetersiz kalırsa, 1980'lerin altı baskı dolgulu üstü özgürlük kaplı ortamında, sistem içinde ne patikalar oluşturulmuş, ne yollar yapılmış, ne otobanlar açılmıştır kim bilir... Çünkü artık isyan değil, işini bilme halidir yaşama şansı veren. Bu yüzden halk, saygı gösterilen Orhan Baba'sından vazgeçmiş, önünde boyun eğilen güce sahip bir imparatoru tercih etmiştir. Üstelik sıradan insanın, müzikte devrim yaratan, çalışkan bir Orhan Baba olma şansı belki çok azdır, ama bir İbrahim Tatlıses gibi güçlü ve zengin olma olasılığı biraz kafası çalışıyorsa, hükmetmekten anlıyorsa ve işini biliyorsa çok daha fazladır. Üstelik o kadar nota öğrenmekle, bağlama çalmakla, müzikte çığır açmakla kim uğraşır ki şimdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden Orhan Gencebay'ın biraz kalbi kırıktır tahminim... Bu yüzden kılıcını kayaya saplayıp uzaktaki şatosuna çekilmiştir şövalye. Ama hala saygılıdır, hala kibardır ve hala isyankardır. Bu değersizliğin ortasında bir değerler abidesine dönüşerek sürdürmektedir isyanını. Severiz kendisini, saygımız sonsuz..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115041625941723225?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115041625941723225/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115041625941723225&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115041625941723225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115041625941723225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/06/bir-teselli-ver.html' title='Bir teselli ver...'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29626423.post-115015794176777410</id><published>2006-06-12T17:13:00.000-07:00</published><updated>2006-12-15T02:30:45.810-08:00</updated><title type='text'>anti-misafir terliği hareketi</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/1600/4800-4-484-410.0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3331/3161/200/4800-4-484-410.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Misafir terliği eksikliğinden muzdaribim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabitliğe, yerleşikliğe dair ne varsa alerjim ve garezim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonum, koltuğum, halım, dolabım ve sabit bir adresim yok senelerden beri. Sabit adres gerekirse annemlerinkini yazıyorum hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon izle(ye)mem. Bilgisayar ve sinema ekranından başka ekran yüzü görmedim uzun zamandır. Bir yatağım var, ama yatağım aynı zamanda hem koltuğum, hem masam, hem yastığım, hem de yorganım... Dolabım yok ama aynı işlevi gören valizlerim mevcut. Mutfağım minimalist; ufak bir buzdolabı, bir ocak, bir çift tabak, bardak ve birkaç çatal kaşıktan başka alet edevat yok. Aza kanaat ediyorum, beyaz eşyadan ve küçük ev aletlerinden kaçıyorum. Endüstriyel tasarımcıların ve pazarlamacıların nefret ettiği müşteri profilindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bir kedi istiyorum yerleşikliğe dair, ama doğası gereği mobiliteye karşı bir varlık olduğu için beni sevmez, kaçar gider diye korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli yokluğum misafir terliği... Yanlış anlaşılmasın, geleni gideni çok severim, üşenmem, donatırım. Evime teşrif edenler için içimdeki tonton parmaklı, sürekli hamur yoğuran nineyi ortaya çıkarırım. Ama tek başınalığın tatsız ve sessiz yemekleri için uğraşamam asla. Bir saat harcayıp yaptığım, ama sonunda tuzluk, tabak ve masadaki bardağın dilsiz sohbetiyle yemek zorunda kaldığım ıssız bir yemeğin tadını, aynı yemeği dostlarla yediğimde aldığım tada nazaran keyifsiz ve lezzetsiz bulurum. Kendi kendineliğin sıkıcı ve sessiz iç monologlarını, çilingir sofralarında ve dost meclislerinde yok eder, rakının yanına meze yaparım. O yüzden gelenim gidenim çok olsun, ilerde bir evim olursa hep yeni pişmiş tarçınlı kek koksun isterim. Ama misafir terliğine katlanamam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben misafirin samimi, rahat ve terlik istemeyenini severim. Hatta ayakkabısını bile çıkarmadan, "hadi yürü, çıkıyoruz" diyenini, beni peşine katıp sürükleyenini daha çok severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misafire özel terlik vermektense kendi ayağımdaki terliği çıkarıp vermeyi daha samimi ve doğal bulmuşumdur her zaman, paylaşımcıyımdır. Evin hiç kullanılmayan bir objesini, eve gelen insanın ayağına sürmek kibarlık değil, ancak o kişinin bir "öteki", bir "yabancı", bir "ait olmayan" olduğunun altını kaba bir terlikle çizmektir bana göre... "Öteki" için bazı şeyleri sürekli hazır tutma haline ek olarak, ihtiyaç dışındaki başka sebeplerden dolayı "şey"lere sahip olma isteği de yerleşik hayata geçmiş olmanın en önemli kanıtıdır. Her akşam yemek yediğiniz tabağın üzerindeki çiçek deseni yıkanmaktan aşınmışken, o desendeki güle ait taç yaprakları çoktan deterjana kurban edilmişken, misafir için saklanan 42 parçalık porselen yemek takımının tazecik, dallı budaklı, bakire hali ve sağ terliğinizin burnu baş parmak kısmından beşinci kez patlamışken, misafire ait olduğu için giyemediğiniz bir çift gıcır gıcır terliğin dolaptaki şımarık varoluşu rahatsızlık vermelidir yerleşememiş, yerleşmek istemeyen, mobil ve rahatsız bünyelere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı yıldır sabitlenemedim, misafir terliğim yok ve uzun bir süre daha da böyle gitsin istiyorum. Valizlerde ve sırt çantalarında hayatı taşımaktan yorulana kadar, popom koltuk yüzü özleyene kadar, marketten kedi kumu almak zorunda olana kadar, görmekten, öğrenmekten ve seyahat etmekten bıkana kadar da misafir terliği almayı reddediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29626423-115015794176777410?l=misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/feeds/115015794176777410/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29626423&amp;postID=115015794176777410&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115015794176777410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29626423/posts/default/115015794176777410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://misafir-terligi-eksikligi.blogspot.com/2006/06/anti-misafir-terlii-hareketi.html' title='anti-misafir terliği hareketi'/><author><name>Marvin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10347941741969470400</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
